Başekonomist Serkan Gönençler & Araştırma Uzmanı Burak Pırlanta
ABD Başkanı Donald Trump göreve geldiğinden beri, hatta gelmeden de önce faiz oranlarının düşürülmesi gerektiğini ısrarla vurgulayarak FED üzerinde yoğun siyasi baskı uyguluyor. Mevcut %4,25–4,50 aralığındaki faiz oranlarının hemen en az 2–3 puan aşağı çekilmesi gerektiğini savunurken bunun federal borçlanma maliyetlerini azaltacağını ve ekonomik büyümeyi destekleyeceğini savunuyor.
Trump, yaptığı açıklamalarda FED Başkanı Jerome Powell’ı “numbskull” (zeka küpü değil) ve “çok geç kalan” olarak niteleyerek istifaya çağırırken görevden alma seçeneğini de masada tutuyor. Trump, temmuzda Federal Rezerv'e yaptığı son ziyarette de (görevdeki bir başkanın yaklaşık yirmi yıldır gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu) kameralar önünde FED’in yenileme binasının yüksek maliyetini eleştirerek Powell’ı zor durumda bırakmak istemişti.
Trump, 26 Ağustos itibariyle FOMC Kurul üyelerinden Lisa Cook'u hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevden aldığını açıkladı. Bunun ardından, bu pozisyon için yeni bir atama görebiliriz. Tüm bunlar, FED’in bağımsızlığına yönelik endişeleri derinleştirerek piyasalarda zaman zaman dalgalanmalara yol açıyor. Trump’ın Powell’ı görevden almasa bile, Mayıs 2026’da görev süresinin dolmasıyla yerine faiz indirimleri konusunda ılımlı birini ataması bekleniyor. Bu da beraberinde FED’in 2026’da faiz indirimleri konusunda daha hızlı davranabileceği beklentilerini getiriyor. Bu arada, Powell’ı FED Başkanlığına Trump’ın ilk döneminde, Şubat 2018’de atadığını hatırlatalım.
FED Başkanının para politikasına ilişkin vereceği sinyaller için her sene çok yakından takip edilen Jackson Hole konferansı bu sene artan bu faiz indirimi baskıları ve FED’in bağımsızlığına ilişkin soru işaretleri eşliğinde toplandı.
Geçmiş konuşmalarında enflasyon ve işgücü piyasasına ilişkin riskleri eşit şekilde gördüğünü belirten Powell, Jackson Hole’da risk dengesinin değişmeye başladığını, artan işgücü piyasası riskleri ve değişen ekonomik görünüm nedeniyle para politikası duruşunu ayarlamak gerekebileceğini söyledi. Bu sözler piyasalarda eylülde faiz indirimlerine başlanacağı beklentilerini iyiden iyiye güçlendirerek risk iştahını yükseltmiş durumda.
Powell, aynı zamanda tarifelerin enflasyon üzerindeki etkisinin önümüzdeki aylarda görüleceğini belirterek enflasyonist risklere de dikkat çekse de bu etkilerin muhtemelen kısa süreli olacağını, işgücü piyasasındaki aşağı yönlü risklerin kalıcı bir enflasyon dinamiği riskini önleyebileceğini söyledi. Bu açıklamaların da faiz indirimini destekler nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan 30 Temmuz tarihli FOMC toplantısı tutanakları, FOMC üyelerinin daha büyük kısmının enflasyonist riskleri istihdama ilişkin risklere göre daha belirgin gördüğünü ortaya çıkarmıştı. Dolayısıyla Powell’ın konuşması, beklentileri karşılamayan son istihdam verilerinin FOMC’nin duruşunu önemli ölçüde değiştirdiğine işaret ediyor olabilir.
Bununla beraber, Powell’ın hemen öncesinde konuşan Jeffrey Schmid, Beth Hammack ve Austan Goolsbee gibi bazı FOMC üyelerinin yaptığı halen enflasyonist risklerin daha belirgin olduğu yönündeki açıklamalar, Kurul içerisinde halen görüş ayrılıklarının devam ettiğini gösteriyor. Örneğin, 2025 yılı içinde oy kullanma hakkı olmasa bile, Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack enflasyonun çok yüksek olduğu gerekçesiyle, Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısı yarın olsaydı faiz indirimini desteklemeyeceğini belirtti.
Özetle, FED eylülde 25 baz puanlık faiz indirimine gitse bile, FED’in faiz patikasının veri odaklı kalmaya devam etmesini ve faiz indirimlerinin kademeli bir şekilde sürdürülmesini beklemek gerek. Bu sürecin de politika faizinin hemen %1,0’e düşürülmesi gerektiği tezini savunan Trump’ı ne derece memnun edeceği şüpheli. Buna göre, eylül toplantısı için artan faiz indirimi ihtimaline karşın, Trump’ın FED’in faiz politikası üzerinde baskısı devam edecek gibi görünüyor.
ABD’nin artan kamu borcu, son dönemde Doların rezerv para birimi olma statüsünün sorgulanmasına ve ABD tahvil faizlerinin yüksek seviyelerde kalmasına yol açarken son dönemde Dolar'daki zayıflığın önemli nedenlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.
Özellikle pandemi sonrası dönemde daha da hızlı bir şekilde artan ABD’nin federal borcu 37 trilyon USD (GSYH’nin kabaca %120’si) seviyesine yükselirken, ABD Hazinesi’nin yıllık çevirmesi gereken borç tutarı kabaca 9 trilyon USD, yıllık faiz yükü de 1 trilyon USD’a ulaşmıştır.
ABD Başkanı Trump, bu tablo altında FED’in politika faizini %1,0 seviyesine kadar çekmesini ve federal borçlanma maliyetlerinin rahatlatılmasını istemektedir. Bunu sağlamak için, FED Başkanı Powell ve diğer Kurul üyeleri üzerinde baskı kurarak görevden alma seçeneğini sürekli masada tutmaktadır.
Trump’ın Powell’ı görevden almasa bile, Mayıs 2026’da görev süresinin dolmasıyla yerine faiz indirimleri konusunda ılımlı birini ataması bekleniyor. Bu da beraberinde FED’in 2026’da faiz indirimleri konusunda daha hızlı davranabileceği beklentilerini getiriyor.
Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak, bir Başkan (ya da FED Kurul üyesi) değişikliğiyle FED’in para politikası kararlarında Trump’ın istediği ölçüde radikal bir değişim olmasını beklemeyiz. Bunun nedeni de FED’in para politikası kurulu olarak faiz kararlarını belirleyen ve 19 üyeden oluşan (12’si oy hakkına sahiptir) FOMC’nin yapısı ve karar alma mekanizmasında saklı.
FOMC’nin yapısını kısaca özetleyecek olursak;
Bu 7 üye ABD Başkanı tarafından 14 yıllık süreyle atanır. (Üyelerin görev bitiş tarihleri için aşağıdaki tabloya bakabilirsiniz.). 7 Kurul üyesi FOMC faiz kararlarında daimi olarak oy kullanma hakkına sahiptir.
Başkanların atamasını bankaların kendi kurulları yapmakta ve Başkanlar emekli olana, yani 65 yaşına kadar görevlerinde kalmaktadırlar. Bunlardan, New York FED Başkanı diğerlerinden farklı olarak 7 Kurul üyesi gibi kalıcı oy hakkına sahiptir. Kalan 11 bölgesel FED başkanı yıllık rotasyonla kalan 4 oy hakkına sahip olmaktadır. Rotasyon takvimini aşağıdaki tabloda görebilirsiniz.
FOMC toplantılarında, oy hakkı olup olmamasına bakılmaksızın, 19 üyenin tamamı katılarak kendi görüşlerini paylaşır ve açıklamalarını sunarlar ve de çeyreksel dönemlerde de makro tahminleri ile beraber faiz beklentilerini (dot-plot) paylaşırlar. Özetle, FED’in para politikası sadece FED Başkanı değil, birbirinden farklı makro yaklaşımlara ve görüşlere sahip 19 üye tarafından şekillenmektedir. Bu yapı nedeniyle de, bu 19 üyenin açıklamaları piyasalar tarafından her zaman yakından takip edilmekte, bu açıklamalar piyasalara yön vermektedir.
FED’in faiz politikası bu 19 üyenin eğilimleriyle belirlendiğinden, Başkan Trump’ın bu pozisyonlara yapabileceği atamalar da para politikasının şekillenmesinde belirleyici olabilir. Bu nedenle, Mayıs 2026’da görev süresi dolacak Powell’ın yerine gelebilecek isimler şimdiden tartışılmaktadır.
Trump, son olarak Ağustos başında istifa eden 7 FOMC Yönetim Kurul üyesinden biri olan Adriana Kugler yerine, Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi başkanı Stephen Miran’ı Ocak 2026’ya kadar geçici olarak atadı. Tarifeler konusunda Trump’a yakın görüşleriyle bilinen ve ABD ticaret açıklarının daraltılması için Doların zayıflatılması gerektiği görüşünü savunan Miran, para politikası konusunda ise FOMC üyelerinin görev sürelerinin 8 yıla kısaltılması ve ABD Başkanı tarafından dilediği zaman görevden alınabilmesi gerektiğini belirtiyor.
Miran’ın Ocak 2026’dan sonra bu göreve devam edip etmeyeceği henüz belirsiz olsa da, Trump tarafından benzer eğilimde bir adayın atanması beklenebilir. Powell ve Miran dışında, FOMC Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri Eylül 2027 (Philip Jefferson) ve Ocak 2038 (Lisa D. Cook) arasında değişen tarihlerde dolmaktadır. Dolayısıyla, bu ikisi dışında, kısa vadede bir atama görülmemektedir ancak 26 Ağustos itibariyle Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yayımladığı bir mektupta Cook'a kararını bildirdi ve onu "aldatıcı ve potansiyel olarak suç teşkil eden" mortgage anlaşmaları yapmakla suçladı. Buna karşılık Cook, Trump'ın kendisini görevden alma yetkisinin olmadığını ve istifa etmeyeceğini söyledi. Önümüzdeki günlerde, bu pozisyon için de yeni bir atama görebiliriz.
ABD Başkanının bölgesel FED Başkanlarının atamasında ise herhangi bir yetkisi yoktur. Başkanların atamasını bankaların kendi kurulları yapmakta ve Başkanlar emekli olana, yani 65 yaşına kadar görevlerinde kalmaktadırlar ancak FOMC Yönetim Kurulu’nun (Board) 7 üyenin 4’ünün oyuyla, “sebep göstererek (for cause)” bu başkanları görevden alma yetkisi vardır.
Bu da akıllara Trump’ın yeni atamaları ile birlikte bu yetkinin kullanılması ihtimalini getirebilir ancak böyle bir mekanizmanın hayata geçebilmesi için görevi kötüye kullanma ve ciddi suistimal gibi şartların yerine gelmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, böyle bir durum teoride mümkün olsa da, pratikte hayata geçmesi oldukça zor görünmektedir. Nitekim, tarihte hiçbir bölgesel Fed başkanı bu mekanizma ile görevden alınmamıştır.
Özetle, her ne kadar ABD Başkanı Trump’ın yapacağı yeni atamalarla FOMC içinde Trump’ın ekonomi anlayışına yakın ya da güvercin eğilimli üyelerin ağırlığının artması potansiyeli olsa da faiz kararlarını şekillendirecek olan ekonomik verilerin hangi yönde gerçekleşeceğidir.
Buna ek olarak, üyelerin eğilimlerinin sabit olmadığını ve tutumlarının zaman içinde ciddi biçimde değişebildiğini belirtmek gerekiyor. Örneğin, 30 Temmuz’daki faizin sabit tutulmasına karşı çıkan 2 üyeden biri olan Michelle W. Bowman, Eylül 2024’teki 50 baz puanlık faiz indirimine karşı çıkan tek üye olmuştu. 30 Temmuz’daki karara karşı çıkan diğer üye olan Christopher J. Waller ise 2021-2023 yılları arasında belki de en şahin tonda açıklamalarıyla öne çıkan üyeydi.
2026 yılında oy hakkı bulunan Minneapolis FED Başkanı Neel Kashkari, zaman zaman şahin, zaman zaman da güvercin tonda açıklamalarıyla sivrilmekte ancak son dönemde faiz indirimlerine ılımlı yaklaşan açıklamalarıyla öne çıkmaktadır.
FOMC üyelerinin faiz beklentilerini yansıtan 18 Haziran tarihli dot-plot incelendiğinde (3 ayda 1 yayımlanır), 2025 sonu için üyelerin önemli bir kısmı (8 üye) 50 baz puan indirim beklerken faizin sabit kalacağını bekleyen 7 üye bulunmaktadır. 2’şer üye ise 25 baz puan ve 75 baz puan indirim beklemektedir. 2026 için ise medyan beklenti tek faiz indirimine işaret ediyor olsa da (10 üye 2026 sonuna kadar 75 baz puan indirim bekliyor), 9 üyenin toplamda 100-175 baz puanlık indirim beklentisinde bulunması, üyeler arasındaki görüş ayrılığını yansıtmaktadır. Son toplantıda ise 2 üye faiz indirim sürecinin hemen başlatılmasını savunurken Stephen Miran’in de katılımıyla 3 üye faiz indirimini net şekilde destekler hâle gelmiştir. Başkan Powell’ın son Jackson Hole toplantısındaki açıklamaları da eylülde faiz indirimini desteklemektedir, ki Başkan’ın açıklamaları üyelerin genel eğilimlerini yansıttığı da düşünülebilir. Örneğin, merkezci çizgide açıklamalarıyla öne çıkan Minneapolis FED Başkanı Kashkari ve Atlanta FED Başkanı Bostic son dönemde daha fazla işgücü piyasası ile ilgili endişelerini dile getirmektedir. Özetle, hazirandan bu yana gelen veri akışıyla birlikte, 17 Eylül toplantısında üyelerin faiz patikasına ilişkin beklentilerinde aşağı yönde revizyonlar görebiliriz.
Raporumuzun 6 ve 7. sayfalarında, tüm FOMC üyelerinin genel eğilimlerini ve son açıklamalarını bulabilirsiniz. Bu tabloların da açıkça gösterdiği gibi, FOMC üyelerinin genel makro eğilimleri ve açıklanan verileri yorumlama biçimleri ciddi anlamda farklılaşmaktadır. Bu da önümüzdeki faiz toplantılarının ciddi tartışmalara açık olacağına işaret etmektedir.
Örneğin, 30 Temmuz’daki son faiz toplantısında 2 üye karara karşı çıkarken bu 1993 yılından bu yana ilk kez yaşanan bir çifte muhalefet durumu olmuştu. Üyelerin mevcut eğilimleri, ekonomik verilere ilişkin tarifeler kaynaklı yaşanan belirsizlik ortamı ve de üyelerin verileri yorumlama farklılıkları dikkate alındığında, önümüzdeki toplantılarda daha fazla üyenin karşı çıktığı durumlar da yaşanabilir. Bu da kararların piyasalardaki etkilerini sınırlayan bir durum olabilir.
FED Başkanı Powell, yıllık Jackson Hole sempozyumunda yaptığı konuşmada, son dönemde istihdam piyasasına ilişkin risklerin ağır bastığını ve tarifelerin enflasyonist etkisinin kısa süreli (geçici) olması ihtimalinin daha fazla olduğu yönünde açıklamalar yaparak, piyasalarda 17 Eylül’deki FOMC toplantısı için 25 baz puanlık faiz indirim beklentilerini iyiden iyiye güçlendirmiştir.
Oysa, aynı Jackson Hole toplantısında bazı FOMC üyelerinin farklı yaklaşımlarda açıklamaları da olmuştur. Örneğin, Kansas FED Başkanı Jeffrey Schmid, 21 Ağustos’taki konuşmasında istihdam piyasasını halen güçlü gördüğünü ve enflasyon %2 hedefinin üzerinde kalmaya devam ederken faiz indirimleri konusunda aceleci davranmaya gerek olmadığını söylemiştir.
2026’da oy hakkı bulunan Cleveland FED Başkanı Beth Hammack ise, ekonomik aktivitede herhangi bir yavaşlama görmediğini, halen en büyük endişesinin enflasyon olduğunu ve kontrol altına alınması için mevcut ılımlı kısıtlayıcı politikanın devam ettirilmesinin uygun olduğunu belirtmiştir. Hammack ayrıca, Eylül toplantısı için yarın oy verme durumunda olsa, faiz indirim kararı vermeyeceğini söylemiştir.
Hizmet enflasyonunda son dönemde yaşanan yükseliş konusunda endişesini dile getiren Chicago FED Başkanı Austan Goolsbee ise (2025’te oy hakkı bulunuyor), faiz indirimi konusunda adım atmadan önce birkaç veri daha görmeye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir.
Artan gümrük tarifelerinin enflasyon ve büyüme üzerinde yaratacağı etkilere ilişkin belirsizlik sürmektedir. Örneğin, faiz indirimi yanlısı olanlar, tarife etkisinin sınırlı kalmasını ve TÜFE enflasyonunun halen %2,7 seviyesinde olmasını gerekçe göstermektedir ancak firmaların eski tarifelerden yararlanmak için ciddi stok artışına gittikleri veya maliyet artışlarını henüz tüketiciye sınırlı miktarda yansıtma eğiliminde oldukları dikkate alındığında, yüksek maliyetlerden yeni stoklanmalarla ve firmaların artan maliyetleri tüketicilere yansıtmasıyla birlikte, enflasyonda çok hızlı bir yükseliş de görülebilir.
Nitekim, beklentilerin çok üzerinde %0,9 seviyesinde açıklanan Temmuz ÜFE enflasyonu verisi bu riski net bir şekilde ortaya koymuştur. Benzer şekilde, tarifelerin ve Trump’ın göçmen politikasının ABD büyümesi ve istihdam piyasası üzerinde yaratacağı etkiler de henüz ortaya çıkmamıştır.
Yale Üniversitesi’ne bağlı bağımsız düşünce kuruluşu The Budget Lab tarafından yayımlanan 1 Ağustos 2025 tarihli rapora göre, 2025’te uygulamaya konulan tüm tarifeler, Federal Rezerv’in herhangi bir politika müdahalesi olmadığı varsayımıyla, kısa vadede tüketici fiyatlarını %1,5 oranında artırmaktadır. Aynı raporda, tarifelerin ABD reel GSYİH büyümesini hem 2025 hem de 2026 yıllarında -0,5 puan aşağı çektiği vurgulanmaktadır.
Bu belirsizlikler nedeniyle, FOMC üyelerinin çoğunun bir süre daha “bekle-gör” politikasını sürdürme eğiliminde oldukları görülmektedir. Fakat, bu noktada ortaya farklı bir görüş ayrılığı da çıkmaktadır. Şöyle ki, son toplantıda karşı oy kullanan Waller, “bekle-gör” politikasını daha fazla sürdürme lüksleri olmadığını ve bu durumda para politikasının geride kalma riski taşıdığını söylemiştir.
Makro verilerin ne yönde gelişeceğinin yarattığı belirsizlik bir yana, üyelerin verileri yorumlama şekli ve/veya ikili hedeften (fiyat istikrarı – tam istihdam) hangisini önceliklendirecekleri de para politikasının yönünü belirleyecektir. Örneğin, Powell son Jackson Hole toplantısında enflasyondaki tarife kaynaklı bir yükselişin geçici olacağı yönünde görüş belirtirken, Hammack ve Schmid gibi bazı şahin üyeler kalıcı etkiler olabileceğini belirtmektedir.
Tarife etkileri geçici olacaksa bile, bazı üyeler geçici bir enflasyon yükselişine karşı sıkılaşmayı gereksiz görürken bazı üyeler kalıcı hale gelmesi riskini bertaraf etmek üzere parasal sıkılaşmayı savunabilir. Para politikası oluşumunda en önemli belirsizlik kaynağı ise, büyümenin potansiyelin altına giderken enflasyonun da hızlıca yükselişe geçtiği stagflasyon durumunda ortaya çıkabilir.
Böyle bir durumda, FOMC üyelerinin tercihlerini tam istihdam ve enflasyon (fiyat istikrarı) arasından hangisinden yana kullanacağı önemli farklılıklar gösterebilir.
2025-2026 döneminde FED’in para politikasının yönünü; enflasyonun %2 hedefinden ne derece uzaklaşacağı, büyümedeki yavaşlamanın ve işgücü piyasasındaki soğumanın dozu, tarife belirsizlikleri yanında göç politikalarının etkileri, vergi indirim paketinin ABD bütçesi ve borçluluğu ve de yatırımcı algısı üzerinde yaratacağı etkiler gibi bir dizi faktör belirleyici olacaktır.
Geçmiş deneyimlere dayanarak, ikili hedefte tercih yapma noktasına gelinirse, tam istihdam tercihinin ağırlık basabileceğini düşünsek de, FOMC’nin 19 üyeli karar alma mekanizması içinde, para politikasında Trump’ın talep ettiği ölçüde bir dönüşümü ve hızlı faiz indirimlerinin hayata geçmesini (ekonomi resesyona sürüklenmedikçe) çok mümkün görmüyoruz.
Üyelerin politika eğilimleri veri odaklı olmaya devam ederek, faiz kararları ekonomik göstergelere bağlı olarak şekillenecektir. Mevcut eğilimleri takip etmek önemli olsa da bu eğilimlerin değişmez olmadığını ve verilere dayalı bir yaklaşımın ön planda olacağını da unutmamak gerekir. Mevcut belirsizlikler içinde de kademeli bir faiz indirim süreci daha olası görünmektedir.
Özetle, FED Eylül’de 25 baz puanlık faiz indirimine gitse bile, FED’in faiz patikasının veri odaklı kalmaya devam etmesini ve faiz indirimlerinin kademeli bir şekilde sürdürülmesini beklemek gerek. Bu sürecin de politika faizinin hemen %1,0’e düşürülmesi gerektiği tezini savunan Trump’ı ne derece memnun edeceği şüpheli. Buna göre, Eylül toplantısı için artan faiz indirimi ihtimaline karşın, Trump’ın FED’in faiz politikası üzerinde baskısı devam edecek gibi görünüyor.
YASAL UYARI: Burada yer alan bilgiler Gedik Yatırım Menkul Değerler A.Ş. tarafından genel bilgilendirme amacı ile hazırlanmıştır. Yatırım Danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak Yatırım Danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Herhangi bir yatırım aracının alım-satım önerisi ya da getiri vaadi olarak yorumlanmamalıdır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Burada yer alan fiyatlar, veriler ve bilgilerin tam ve doğru olduğu garanti edilemez; içerik, haber verilmeksizin değiştirilebilir. Tüm veriler, Gedik Yatırım Menkul Değerler A.Ş. tarafından güvenilir olduğuna inanılan kaynaklardan alınmıştır. Bu kaynakların kullanılması nedeni ile ortaya çıkabilecek hatalardan Gedik Yatırım Menkul Değerler A.Ş. sorumlu değildir.