ABD ile İran arasında diplomasi umutlarının zayıflaması ve Hürmüz Boğazı çevresinde tankerleri hedef alan saldırıların sürmesi, hafta boyunca jeopolitik risklerin ve enerji fiyatlarındaki oynaklığın yüksek kalmasına neden oldu. Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve ABD'nin askeri seçenekleri değerlendirdiğine ilişkin haber akışları da bölgedeki tansiyonun düşmesini zorlaştırdı.
Brent petrol hafta içinde zaman zaman 100 doların altına gerilese de perşembe günü 104-105 dolar seviyelerine kadar yükseldi. Suudi Arabistan'ın Hürmüz Boğazı'na alternatif güzergâhlardaki petrol sevkiyatını artırması ve G7 ülkelerinin stratejik rezervlere yönelik adımları fiyatlar üzerindeki baskıyı bir miktar hafifletse de arz endişeleri gündemde kalmaya devam etti.
ABD Başkanı Donald Trump'ın kasım ayındaki ara seçimlere kadar İran'a saldırı düzenlemeyeceklerini belirtmesi ve görüşmelerin sürdüğüne işaret etmesi, haftanın son bölümünde petrol fiyatlarında kısmi bir geri çekilmeyi beraberinde getirdi. Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki havalimanının geçici olarak kapatılması ve devam eden tanker saldırıları bölgedeki güvenlik risklerini gündemde kalmaya devam ettiğini gösteriyor.
Bununla birlikte, İran'ın ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ilişkin teklifine verdiği yanıtı yetersiz bulması, diplomatik sürece yönelik belirsizliklerin devam ettiğine işaret ediyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Mohsen Rızai, boğazın yeniden açılması için sunulan yedi şartlık teklife ABD'nin verdiği yanıtı yetersiz olarak değerlendirdi. ABD'nin şartların bir bölümünü kabul ettiğini belirten Rızai, mevcut belirsizlikler giderilmeden ve şartların tamamı karşılanmadan Hürmüz Boğazı'nın geçişe açılmayacağını ve müzakerelerin yürütülmeyeceğini vurguladı. Bu açıklamalar, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının sürdüğüne ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin normalleşmesinin kısa vadede garanti olmadığına işaret ediyor. Boğazdaki geçişlere ilişkin belirsizliklerin devam etmesi, küresel enerji arzı üzerindeki riskleri canlı tutarken petrol fiyatlarında oynaklığın yüksek seyretmesine neden olabilir.
Öte yandan, enerji arzını artırabilecek gelişmeler de yakından izleniyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya ve Ukrayna'nın enerji altyapılarına yönelik saldırıları durdurmayı öngören bir ateşkes üzerinde anlaştığını öne sürdü. Ancak açıklamanın ardından Kiev ve Moskova'dan anlaşmayı doğrulayan resmî bir açıklama gelmemesi, söz konusu gelişmenin enerji piyasaları üzerindeki olası etkilerine ilişkin belirsizliği koruyor.
Rusya'nın da ABD ile varılan mutabakat kapsamında dizel ihracat yasağını kısmen kaldırarak ilk aşamada 500 bin ton dizelin dünya piyasalarına sevk edilmesine olanak sağlaması, özellikle küresel motorin arzı açısından takip edilen bir gelişme oldu. Rusya'nin dizel ihracatını yeniden artırmaya yönelik adımı, küresel yakıt arzını destekleyerek fiyatlar üzerindeki baskıyı hafifletebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, Rusya-Ukrayna hattında enerji ateşkesinin henüz resmî olarak doğrulanmaması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ilişkin belirsizliklerin sürmesi, arz tarafındaki risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Önümüzdeki süreçte ABD-İran hattındaki gelişmeler, Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğinin ne ölçüde normalleşeceği ve Rusya-Ukrayna hattında enerji altyapılarına yönelik saldırıların durdurulup durdurulmayacağı enerji fiyatlarının yönü açısından belirleyici olacak. Diplomatik temasların somut bir ilerleme sağlaması ve arz endişelerinin azalması, petrol fiyatlarında geri çekilmeyi destekleyerek küresel piyasalar açısından daha olumlu bir görünüm oluşturabilir. Buna karşılık enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde kalması, özellikle kış aylarına yaklaşılırken Avrupa'daki doğal gaz depolarının düşük doluluk oranlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, küresel enflasyon endişelerini canlı tutabilir. Böyle bir görünüm tahvil faizleri üzerindeki baskının sürmesine ve merkez bankalarının daha temkinli bir para politikası izlemesine yol açarak riskli varlıklardaki toparlanmayı sınırlayabilir.
Yurt içi piyasalarda son haftaların önemli gündem maddelerinden biri olan yatırım fonlarının tasfiye sürecinde yeni adımlar öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, tasfiye kapsamındaki 131 fonun toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, portföy değerinin ise yüzde 7,7'sini oluşturduğunu belirtirken, ödemelerde Hazine kaynağının kullanılmayacağını vurguladı. Kaynakların fon varlıkları ve hukuka aykırı işlemlerden elde edilen kazançların geri kazanılmasıyla sağlanması hedefleniyor.
Yatırımcıların korunmasına yönelik TBMM'ye sunulan kanun teklifinde ise ara ödemelerin net yatırım tutarı 1 milyon TL'nin altında olan yatırımcılara hesaplanan tutar kadar, diğer yatırımcılara en fazla 1 milyon TL olacak şekilde yapılması öngörülüyor. Ara ödemelerde enflasyon güncellemesi uygulanmayacak; para piyasası fonları hariç ödeme, tasfiye kararının alındığı tarihteki toplam katılma payı değerini aşamayacak. Nakit yetersizliğinde ara ödemelerin oransal dağıtılması da teklif kapsamında yer alıyor.
Teklifte ayrıca net yatırım tutarının, fona yapılan nakit giriş ve çıkışlarının TÜFE ile Yİ-ÜFE aritmetik ortalaması üzerinden güncellenip ilk giren ilk çıkar yöntemiyle netleştirilerek MKK tarafından hesaplanması düzenleniyor. Fon varlıklarından hukuka aykırı işlemlerle aktarılan değerlerin geri alınması, sorumluların belirlenmesi ve haksız kazançların emsal getiriyi aşan kısmının iadesi de öngörülen hükümler arasında bulunuyor. Tasfiye sonunda kaynakların tüm alacakları karşılamaması hâlinde oransal dağıtım gündeme gelebilecek.
A1 Capital, Bulls ve Pardus Portföy tarafından kurulan 17 fonun tasfiye ve ödeme işlemlerinin tamamlanması, sürecin bir bölümü açısından önemli bir ilerlemeye işaret ediyor. Bu gelişmeyi ve yatırımcı haklarını daha açık bir çerçevede ele almaya yönelik adımları, piyasa güveninin yeniden tesis edilmesi açısından olumlu değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde ara ödemelerin uygulanması, tasfiye sürecinin ilerleyişi, fon varlıklarının geri kazanılması, olası oransal dağıtımın kapsamı ve kanun teklifinin yasama sürecindeki gelişmeler yakından takip edilecek.
Eylül TÜFE enflasyonu %2,21'lik medyan beklenti ve bizim %2,6'lık tahminimizin altında %1,84 seviyesinde gerçekleşti. 2025'in Eylül ayındaki %3,23'lük rakamın seriden çıkmasıyla, yıllık TÜFE enflasyonu %31,5'ten %29,7'ye geriledi. Çekirdek enflasyon göstergelerinde de aşağı yönlü bir hareket görüldü. Çekirdek TÜFE (C grubu) aylık yüzde 2,14 artarken yıllık enflasyon %30,1'den %28,7'ye geriledi.
Enflasyonun beklentilerin altında kalmasında en önemli katkı gıda fiyatlarından geldi. Beklentilerin altında kalan enflasyon verisi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası açısından faiz indirimi beklentilerini destekleyen bir gelişme oldu. Ekim ve aralık aylarındaki toplantılarda 100'er baz puanlık faiz indirimlerinin gündemde kalmaya devam ettiğini değerlendiriyoruz.
Bununla birlikte, akaryakıt fiyatlarındaki artışların enflasyon üzerindeki etkisi ve enerji fiyatlarının küresel ölçekte yüksek seyretmesi, önümüzdeki dönemde dezenflasyon sürecinin seyrini etkileyebilecek başlıca riskler arasında yer alıyor. Bu çerçevede eylül ayı verisini enflasyon görünümü açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Ancak tek bir aylık verinin ardından kalıcı bir iyileşmeden söz edebilmek için önümüzdeki aylarda fiyat artışlarının genele yayılan biçimde yavaşlayıp yavaşlamadığı ve hizmet enflasyonundaki gerilemenin devam edip etmediği önem taşıyacak. Enerji maliyetleri ve diğer dışsal unsurların yanı sıra iç talebin seyri de TCMB'nin önümüzdeki dönemdeki kararları açısından belirleyici olmaya devam edecektir.
Haftaya beklentilerden iyi gelen enflasyon verisinin katkısıyla pozitif bir başlangıç yapan Borsa İstanbul'da haftanın devam eden bölümünde ise dalgalı bir fiyatlama öne çıktı. Borsa İstanbul'da işlem hacminin düşük seyrettiği ve alım iştahının zayıf kaldığı takip edilirken, fon kaynaklı gelişmelerle özellikle eylül ayının ikinci yarısında gözlenen satış baskısı hafiflese de henüz piyasa genelinde anlamlı bir toparlanma eğilimi görülmüyor.
BIST100 Endeksi geçen haftayı yatay bir kapanışla 12.266 puandan tamamladı.
Endekste kısa vadede 5 ve 8 günlük üssel ortalamaları (12.266 / 12.339) yakından takip ediyoruz. Geçen hafta boyunca güçlü destek olarak çalışan 8 günlük ortalamanın (12.339) ve devamında 12.500 – 12.550 bölgesinin üzerinde kalıcılık sağlanması, toparlanma çabasının devamlılığı açısından önem taşıyor. Bu seviyeler üzerinde hacim destekli kapanışlarda 12.700 – 12.840 – 12.910 ve 13.000 seviyeleri direnç olarak takip edilebilir. Psikolojik öneme sahip 13.000 üzerindeki fiyatlamalarda 200 günlük üssel ortalama (13.261) direnç olarak önem kazanacaktır.
Endekste yeniden satışların gözlenmesi halinde ise 12.180 – 12.100 aralığı ile 12.000 bölgesi destek olarak izlenecektir. 12.000 bölgesi ile 30 Eylül'de test edilen 11.926 altında endekste satıcılı seyrin etkisini sürdürdüğü ve 500 günlük üssel ortalamanın (11.792) test edildiği görülebilir. Uzun vadeli önemli bir ortalama olan 500 günlüğün kırılması ve altında kapanışların yaşanması halinde teknik görünümdeki zayıflama ve satış baskısı artış kaydedebilir. Bu durumda 11.600 – 11.500 ve 11.300 seviyelerine doğru geri çekilmeler gündeme gelebilir.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.