Geçen haftaki yazımızda ABD ile İran arasında diplomatik çözüm ihtimalinin yeniden gündeme gelmesiyle petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmeye ve sonrasında ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarıyla birlikte fiyatlarda yeniden görülen yükselişe değinmiştik. İran'dan gelen açıklamalar ve diplomatik temas ihtimaline yönelik beklentilerle Brent petrol 85 dolar seviyelerine kadar gerilemiş, sonrasında ise yeniden 88 dolar seviyesine doğru yükselmişti.
Geride bıraktığımız haftada ise jeopolitik risklerin yeniden ön plana çıktığı ve petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareketin belirginleştiği bir süreci takip ettik. Geçen hafta sonu ABD'nin İran'a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi ve İran'ın da ABD'nin bölgedeki üslerine yönelik misillemede bulunması, bir süredir daha sınırlı seyreden iki ülke arasındaki askeri gerilimin yeniden yükselmesine neden oldu.
Hafta içerisinde de karşılıklı saldırılara ilişkin haber akışları devam ederken, Hürmüz Boğazı'ndan geçen bazı tankerlere yönelik saldırılar bölgedeki belirsizlikleri daha da artırdı. ABD'nin son dönemde İran üzerindeki baskısını askeri alandan ekonomik alana doğru genişletmesinin ardından yeniden askeri gerilimin öne çıkması, enerji arzına ilişkin endişelerin de güçlenmesine neden oldu. Bu gelişmelerle birlikte Brent petrol hafta içerisinde 95 dolar seviyesine kadar yükseldi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile uzun sürecek bir savaş istemediklerini belirtirken, buna karşın askeri ve ekonomik olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu ifade etti. Özellikle Hürmüz Boğazı'na ilişkin belirsizlikler petrol fiyatları açısından önemini koruyor. ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün ABD'nin elinde olduğunu ve geçişlerin devam ettiğini belirtirken, İran tarafından gelen açıklamalar ve boğazdan geçiş yapan tankerlere yönelik saldırılar bölgede normalleşmenin sağlanamadığına işaret ediyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ABD ile İran arasındaki gelişmelerin yanı sıra Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışının ne ölçüde normalleşeceğini ve petrol fiyatlarının buna vereceği tepkiyi yakından takip edeceğiz.
Daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız üzere, jeopolitik gelişmelerin küresel hisse senedi piyasaları ve diğer varlık fiyatları üzerindeki ilk dönemki etkisinin zaman içerisinde azaldığını görüyoruz. Ancak petrol fiyatları açısından aynı durumun geçerli olmadığını, yaşanan fiyatlamalar ve yüksek seyreden volatilite üzerinden net bir şekilde görüyoruz. Hürmüz Boğazı'na ilişkin belirsizliklerin devam etmesi petrol fiyatlarında yukarı yönlü risklerin canlı kalmasına neden oluyor.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş ise enerji maliyetleri üzerinden küresel enflasyon görünümünü etkileyerek merkez bankalarının para politikası beklentileri açısından önem taşıyor. Bu nedenle jeopolitik gelişmelerin risk iştahı üzerindeki doğrudan etkisi sınırlansa da petrol fiyatları üzerinden enflasyon ve para politikası beklentileri üzerindeki etkisini koruduğunu görüyoruz. Önümüzdeki dönemde jeopolitik gelişmelerin yanı sıra petrol fiyatlarının seyrini ve bunun küresel para politikaları üzerindeki etkisini yakından izlemeyi sürdüreceğiz.
Fed başta olmak üzere küresel merkez bankalarına ilişkin beklentilerin önümüzdeki dönemde de risk iştahı, hisse senetleri ve özellikle altın başta olmak üzere emtia fiyatları üzerinde belirleyici olmaya devam edeceğini değerlendiriyoruz. Bu açıdan petrol fiyatları ile birlikte açıklanacak istihdam ve enflasyon verileri, merkez bankalarının önümüzdeki dönemdeki adımları açısından önemini koruyacaktır. Küresel ölçekte merkez bankalarının da şu aşamada daha temkinli bir duruş sergilediğini görüyoruz.
Yeni haftada 10 Eylül Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası'nın toplantısı da yakından izlenecektir. Piyasadaki genel beklentiler hazirandaki faiz artırımının ardından eylül toplantısı için de ECB'nin faiz artırımına gidebileceği yönünde şekilleniyor. ECB'nin faiz kararı ve ECB Başkanı Lagarde'ın toplantı sonrasında vereceği mesajlar küresel piyasaların yakın takibinde yer alacaktır.
Fed ve ECB'nin yanında Japonya Merkez Bankası'nın yıl sonuna kadar faiz artırabileceğine ilişkin beklentiler korunurken, İngiltere Merkez Bankası'nda ise faizlerin mevcut seviyede tutulması beklenmekle birlikte, bazı üyelerden enflasyonist baskıların devam etmesi halinde faiz artırımının gerekebileceğine yönelik mesajlar geliyor. Dolayısıyla küresel ölçekte merkez bankalarının enflasyon görünümünü ve yukarı yönlü riskleri daha yakından takip ettiği, sıkı ve temkinli duruşları korudukları bir süreci yaşıyoruz.
Yurt içinde haftanın en önemli verisi 3 Eylül Perşembe günü açıklanan ağustos ayı enflasyon rakamları oldu. Ağustos ayında tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 1,84 artarken, yıllık enflasyon yüzde 31,8'den yüzde 31,5'e geriledi. Aylık enflasyon yüzde 1,95 seviyesindeki piyasa medyan beklentisinin ve yüzde 2,0'lik tahminimizin altında gerçekleşti. Ancak aylık yüzde 1,84'lük artışın beklentilerin altında kalmasına rağmen hâlen yüksek bir seviyeye işaret ettiğini düşünüyoruz.
Yurtiçi ÜFE ise ağustos ayında yüzde 2,57 artarken, yıllık ÜFE yüzde 27,8'den yüzde 27,9'a sınırlı yükseldi. Burada özellikle petrol fiyatlarındaki yükselişin üretici fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu görüyoruz. Ağustos enflasyonunun beklentilerin hafif altında kalmasını kısa vadede piyasalar açısından olumlu değerlendiriyoruz.
Bununla birlikte yıllık enflasyonun hâlen yüzde 32 seviyesine yakın seyretmesi, hizmet fiyatlarındaki yüksek görünüm ve enerji fiyatlarında devam eden yukarı yönlü riskler, dezenflasyon sürecinin önümüzdeki dönemde de dikkatle takip edilmesini gerektiriyor. Özellikle petrol fiyatlarında jeopolitik gelişmelere bağlı olarak kalıcı bir yükseliş görülmesi, enerji ve ulaştırma fiyatları üzerinden yurt içi enflasyon görünümünü de olumsuz etkileyebilir.
TCMB açısından baktığımızda ise piyasanın genel beklentisi 10 Eylül Perşembe günkü toplantısında politika faizinin yüzde 37 seviyesinde sabit tutulacağı yönünde şekilleniyor. Biz de ağustos enflasyon verisinin ardından eylül toplantısında politika faizinin yüzde 37 seviyesinde korunmasını bekliyoruz. TCMB'nin faiz kararı ve karar metnindeki ifadeleri yeni haftada yurt içi piyasaların yakın takibinde yer alacaktır.
Eylül toplantısının ardından önümüzdeki dönemde enflasyon görünümünde iyileşme eğiliminin devam etmesi ve yeni risk başlıklarının ortaya çıkmaması halinde, yılın son bölümünde faiz indirimleri için alan oluşabileceğini düşünüyoruz. Bu çerçevede ekim ve aralık aylarında 50-100 baz puan aralığında sınırlı faiz indirimlerinin gündeme gelebileceğini, yıl sonunda politika faizinin yüzde 35-36 aralığında oluşabileceğini değerlendiriyoruz. Yıl sonu TÜFE enflasyonu için ise yüzde 30 seviyesindeki beklentimizi koruyoruz. Ancak burada özellikle petrol fiyatlarının seyri ve jeopolitik gelişmeler önemli bir risk unsuru olmaya devam ediyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) tarafından müştereken hazırlanan 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı (OVP), 6 Eylül 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından kamuoyuna açıklandı. Raporun genel değerlendirme bölümünde; programın Şubat 2026'da patlak veren ABD/İsrail-İran Savaşı'nın enerji piyasaları ve küresel ticaret üzerindeki etkilerinin belirginleştiği, jeopolitik belirsizliğin yüksek seyrettiği bir dönemde hazırlandığı ve ortaya çıkan tedarik şokların küresel dezenflasyon sürecini kesintiye uğratarak küresel merkez bankaları (ve TCMB'yi) daha ihtiyatlı bir para politikasına zorladığı belirtiliyor.
Buna karşın, dezenflasyon programının desteğiyle dengeli büyüme sürecinin devam ettiği ve makroekonomik istikrarın güçlendiği belirtiliyor. Bu yılki büyüme tahmini yüzde 3,8'den yüzde 3,3'e düşürülürken enflasyon tahmini ise yüzde 16'dan yüzde 28,4'e yükseltildi. Enflasyon; 2027 yılında yüzde 21, 2028 yılında yüzde 13,5 ve 2029 yılında yüzde 9 olarak öngörüldü. 2027 yıl sonu enflasyon hedefinin belirgin bir revizyonla %15,0'ten %21,0'e çekerek piyasa konsensüsüne büyük ölçüde yakınsadığı, tek haneli enflasyon hedefini ise 2029 yılına ötelendiği görülüyor.
SPK’nın yatırım fonlarına ilişkin yayınladığı rehber ve bu düzenlemeyle birlikte serbest fonlara getirilen yeni şartlar öne çıkarken, yurt içinde enflasyon verisinin de takip edildiği bir haftayı geride bıraktık. SPK’nın fon düzenlemesini, orta vadede borsada daha sağlıklı fiyat oluşumları açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz.
Geçen hafta jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş endeks üzerinde baskı oluştururken, geçmiş dönemlerde temel görünümden kopuk spekülatif yükselişlerin yaşandığı bazı hisselerdeki taban fiyatlamalar da endeksi olumsuz etkiledi. Bununla birlikte, ana sektör ve hisselerde endekten daha bağımsız bir seyir de takip ettik. Özellikle yan hisselerdeki sert düşüşler, endeks ile sektörler ve hisseler arasında belirgin bir ayrışma yaşanmasına neden oldu.
BIST100 Endeksi geçen haftayı %4,30 oranında düşüşle 14.012 puandan tamamladı. Psikolojik öneme sahip 14.000 altında kısa vadede 100 günlük üssel ortalama (13.940) ile 13.875 – 13.800 aralığı destek olarak takip edilecektir. 13.800 bölgesi altına sarkmalarda satıcılı seyrin etkisini sürdürebileceği endekste, 13.700 – 13.625 – 13.560 – 13.490 ve 13.395 seviyeleri destek olarak takip edilebilir.
Endekste 14.000 üzerinde kalıcılık tekrar sağlanabilir ve tepki alımları gözlenecek olursa 14.085 – 14.180 aralığı kısa vadeli ilk direnç bölgesi olup, 5 ve 8 günlük ortalamaların da bulunduğu bu bölge üzerinde 14.250 seviyesi direnç olarak izlenecektir. 14.250 üzerindeki hacim destekli kapanışlarda yükseliş eğiliminin etkisini sürdürebileceği endekste, 14.350 – 14.440 – 14.500 – 14.550 - 14.650 ve 14.730 seviyeleri direnç konumunda bulunmaktadır.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.