Haftalık Bülten : 24 - 28 Ağustos

Haftalık Bülten : 24 - 28 Ağustos

Yayınlanma Tarihi: 24.08.2026

Jeopolitik belirsizlikler ve petrolde baskı sürüyor

Önceki haftalarda ABD ile İran arasında devam eden diplomatik girişimler ve İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'nda güvenli ticari geçişlerin yeniden başlamasına yönelik görüşmeler, piyasalarda anlaşmaya ilişkin beklentilerin tamamen ortadan kalkmasını engellemişti. Ancak son haftalarda taraflardan gelen açıklamaların sertleşmesiyle birlikte kısa vadede diplomatik bir çözüme ulaşılabileceğine ilişkin iyimserliğin giderek zayıfladığı görülüyor.

Geçen hafta da bu eğilimin devam ettiği ve haber akışının büyük ölçüde yeni bir müzakere sürecinden ziyade tarafların karşılıklı açıklamaları üzerinden şekillendiği takip edildi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğini söylemesi ve ABD ile İran arasında görüşme yapılmadığını açıklaması, diplomatik sürece ilişkin beklentileri daha da zayıflattı. Bunun yanında haziran ayında üzerinde mutabakata varılan 60 günlük çerçevenin uzatılmak istenmediğinin belirtilmesi de taraflar arasında kısa vadede yeni bir müzakere zemininin oluşmasının zorlaştığına işaret etti. Böylece daha önce piyasaların bir anlaşma ihtimalini canlı tutmasını sağlayan diplomasi trafiğinin yerini, tarafların karşılıklı tehdit ve açıklamalarının aldığı bir dönem ortaya çıktı.

Bu ortamda ABD'nin İran'a yönelik baskıyı askeri boyuttan ekonomik alana doğru genişlettiği görülüyor. Trump, İran'a yönelik "eşi benzeri görülmemiş" bir ekonomik operasyon başlatıldığını ve İran'a destek veren ülkelerin de ağır ekonomik sonuçlarla karşılaşabileceğini açıklarken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent İran'a tarihin en sert yaptırımlarının uygulanacağını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in açıklamaları da Washington'ın İran politikasında ekonomik baskıyı ön plana çıkardığını gösteriyor. Dolayısıyla ABD-İran geriliminin doğrudan askeri çatışmanın ötesinde, yaptırımlar ve ekonomik baskı üzerinden devam ettiği bir döneme girildiği görülüyor.

Bölgedeki riskler yalnızca Hürmüz Boğazı ile sınırlı kalmazken, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz çevresindeki saldırılarına ilişkin haber akışı da jeopolitik risklerin canlılığını koruduğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler petrol arzına ilişkin endişeleri de gündemde tutuyor. Brent petrol fiyatının haftanın son işlem gününde 90 doların üzerinde, 92 dolar civarında seyretmesi, enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol'un değerlendirmeleri de enerji piyasalarındaki risklerin boyutuna dikkat çekiyor. Fatih Birol, Hürmüz'den geçen petrol miktarının savaş öncesindeki seviyelere göre belirgin şekilde gerilediğine dikkat çekerken, asıl riskin ham petrolden ziyade dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerde yoğunlaşabileceği uyarısında bulundu.

Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi, küresel piyasalar açısından jeopolitik risklerin ötesinde enflasyon ve para politikası kanalıyla da önem taşıyor. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyonist baskıları canlı tutması, başta Fed olmak üzere küresel merkez bankalarının daha temkinli bir para politikası duruşuna yönelmesine neden oluyor. Bu nedenle petrol fiyatlarında kalıcı bir gerileme görülmediği sürece jeopolitik risklerin küresel piyasalar üzerindeki en önemli etkisinin enerji fiyatları ve para politikası kanalıyla devam edeceğini düşünüyoruz.

hesap açmak çok kolay!

Hesabınızı dilediğiniz yerden dakikalar içinde açın, tüm yatırım işlemlerinizi kolayca gerçekleştirin.

ABD'de tahvil faizleri piyasaların yakın takibinde

ABD’de kısa vadeli tahvil faizlerinde Fed’in eylül ayında faiz artıracağına ilişkin beklentilerin zayıflamasına paralel olarak bir miktar geri çekilme görülürken, uzun vadeli tahvil faizlerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği bir fiyatlama dikkat çekiyor. ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,30 seviyesinin üzerine çıkarak 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşırken, 10 yıllık tahvil faizinde de yüzde 4,75 bölgesi test edildi.

Uzun vadeli faizlerdeki yükselişte yüksek seyreden enflasyon ve özellikle enerji fiyatlarındaki artışın yanı sıra, ABD’nin artan borçlanma ihtiyacı, yüksek bütçe açıkları ve uzun vadeli tahvil arzındaki artış etkili oluyor. Dolayısıyla Fed’in kısa vadeli faiz politikasına ilişkin beklentilerdeki değişim, uzun vadeli faizlerde aynı ölçüde bir düşüş yaratmıyor.

Bu görünüm risk iştahı açısından da önem taşıyor. Uzun vadeli tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi, hisse senetleri başta olmak üzere riskli varlıkların değerlemeleri üzerinde baskı oluştururken, dolar ve değerli metallerin fiyatlamalarında da önemli bir belirleyici olarak öne çıkıyor. Nitekim ABD Hazine Bakanlığı’nın 19 Ağustos’ta 10 ila 30 yıl vadeli tahvillerde geri alım işlemlerinin büyüklüğünü en az iki kat artıracağını açıklaması sonrasında uzun vadeli tahvil faizlerinde ve dolarda hızlı bir gerileme görüldü. 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,30 seviyelerinden yüzde 5,18’e kadar gerilerken, doların zayıflamasıyla birlikte başta altın olmak üzere diğer değerli metaller ve hisse piyasalarında da olumlu bir fiyatlama izlendi.

Ancak söz konusu hareketin uzun vadeli faizlerde kalıcı bir normalleşmeye işaret etmediğini düşünüyoruz. Nitekim 30 yıllık tahvil faizi tahvil alımı açıklamasının ardından 5,18 seviyesine kadar gerilemesine karşın haftanın sonuna doğru yeniden 5,28 bölgesine yükseldi. Bu durum Hazine’nin geri alım hamlesinin kısa vadede tahvil piyasasını desteklese de uzun vadeli faizlerdeki temel sorunları ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Enflasyon risklerinin, yüksek kamu borcunun ve artan tahvil arzının devam ettiği bir ortamda kalıcı bir faiz düşüşü için yalnızca geri alım programının yeterli olmayacağını düşünüyoruz.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde ABD tahvil piyasasının seyri küresel piyasalar açısından yakından takip edilmeye devam edilecek. Uzun vadeli faizlerin yüksek kalması finansal koşulların sıkı seyretmesine ve riskli varlıklar üzerindeki baskının devam etmesine neden olabilir. Buna karşılık enflasyon baskılarının azalması ve tahvil faizlerinde daha kalıcı bir düşüş görülmesi, başta hisse senetleri ve değerli metaller olmak üzere küresel risk iştahını destekleyebilecek bir gelişme olacaktır.

Merkez bankaları temkinli duruşunu koruyor

Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden enflasyon görünümünü yeniden baskı altına alması, küresel merkez bankalarının para politikası açısından da önemli bir risk unsuru olmaya devam ediyor. ABD’de temmuz ayı FOMC toplantısına ilişkin tutanaklar, Fed yetkilileri arasında enflasyon ve faiz politikasına ilişkin görüş ayrılıklarının sürdüğünü gösterdi. Temmuz toplantısında politika faizi yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutulurken, üç üye 25 baz puanlık faiz artışını destekledi. Tutanaklarda birçok yetkilinin enflasyonun kalıcı biçimde yüksek seyretme ihtimaline dikkat çektiği ve enflasyonun gerilememesi halinde para politikasının daha da sıkılaştırılmasının gerekebileceğini düşündüğü görüldü. İran’daki savaşın yeniden tırmanmasının da enflasyon görünümünü daha belirsiz hale getirebileceği belirtildi.

ABD’de açıklanan zayıf istihdam verisi ve temmuz ayında enflasyonun daha ılımlı bir görünüm sergilemesi sonrasında, eylül ayında faizlerin sabit tutulacağı beklentisi güçlendi. Ancak bu durum Fed’in yılın ilerleyen dönemlerinde faiz artırabileceği ihtimalini tamamen ortadan kaldırmış değil. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde açıklanacak istihdam ve enflasyon verileri ile enerji fiyatlarının seyri, Fed’in faiz patikası açısından belirleyici olmaya devam edecektir.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafında da enflasyon görünümüne ilişkin temkinli yaklaşım korunuyor. ECB Yönetim Kurulu üyesi Martins Kazaks, enflasyonun mevcut seviyesini bir miktar rahatsız edici olarak değerlendirirken, enflasyonu yüzde 2 hedefine geri çekmek için gerekmesi halinde ilave adım atabilecek konumda olduklarını ifade etti. Bu açıklamalar, enerji fiyatlarındaki yükselişin kalıcılaşması halinde ECB’nin yeniden faiz artışı seçeneğini gündemde tutabileceğine işaret ediyor.

İngiltere’de ise temmuz ayında tüketici enflasyonunun yüzde 2,9’a yükselerek dört ayın en yüksek seviyesine çıkması, İngiltere Merkez Bankası açısından temkinli duruşun korunmasını gerektiriyor. Enflasyondaki yükselişte enerji fiyatlarındaki artış öne çıkarken, hizmetler enflasyonunun gerilemesi fiyat baskılarının ekonominin geneline aynı ölçüde yayılmadığını gösteriyor. Buna rağmen enerji fiyatlarındaki gelişmelerin enflasyon görünümünü yeniden bozma ihtimali, BoE’nin faiz indirimleri konusunda daha temkinli hareket etmesine neden oluyor.

Japonya’da ise enflasyonun temmuz ayında yılın en yüksek seviyesine yükselmesi, Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz politikası açısından önem taşıyor. Enerji fiyatlarındaki artış ve yenin değer kaybının fiyatlar üzerindeki etkisi devam ederken, enflasyon görünümündeki yukarı yönlü riskler BoJ’un yılın ilerleyen dönemlerinde yeni bir faiz artışı yapabileceği beklentisini canlı tutuyor.

Sonuç olarak, yılın başında küresel ölçekte daha fazla faiz indiriminin beklendiği bir dönemin ardından merkez bankalarının önündeki tablo belirgin şekilde değişmiş durumda. Jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerindeki etkisi devam ettiği sürece enflasyon görünümündeki belirsizliklerin tamamen ortadan kalkması zor görünüyor. Bu nedenle Fed, ECB, BoE ve BoJ’un önümüzdeki dönemde daha temkinli hareket etmesi ve kararlarını jeopolitik gelişmelerle birlikte enflasyon, istihdam ve büyüme verilerine bağlı olarak şekillendireceğini değerlendiriyoruz.

BIST100’de 14.250 direnci aşıldı

Haftanın ilk yarısında kararsız bir seyrin gözlendiği ancak çarşamba günü alımların öne çıktığı BIST100 Endeksi geçen haftayı %2,42 oranında bir yükselişle 14.515 puandan tamamladı. Temmuz ayı içerisinde de güçlü bir direnç olarak çalışan ve son dönemde de endekste zorlanmanın gözlendiği 14.250 bölgesinin aşılmasını ve bu seviye üzerinde gerçekleşen haftalık kapanışını teknik açıdan olumlu değerlendiriyoruz.

5 ve 8 günlük üssel ortalamaları (14.350 / 14.250) üzerinde seyreden endekste, son bir aylık süreçte güçlü bir direnç olarak öne çıkan ve mevcut durumda güçlü destek konumuna geçen 14.250 üzerinde kalındığı sürece yukarı yönlü seyrin devam edebileceğini değerlendiriyoruz.

Ek olarak hafta sonu TCMB'den gelen açıklamada, 1 Mart 2026 tarihinde ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlanmasına karar verildiği belirtildi. TCMB'nin bu adımının Borsa İstanbul için destekleyici olacağını düşünüyoruz.

Endekste kısa vadede 14.630 – 14.700 aralığı ilk direnç bölgesi olup, bu bölge üzerinde 14.775 – 14.870 ve 15.000 seviyeleri direnç konumunda bulunmaktadır. 15.000 bölgesi üzerine yerleşmelerde tarihi zirvenin 15.205 seviyesi tekrar test edilebilir. Zirvenin hacim desteğiyle birlikte aşılması durumunda 15.500 bölgesine doğru yükseliş eğilimi etkisini sürdürebilir.

Endekste düzeltmelerin gözlenmesi halinde ise 5 ve 8 günlük ortalamalar (14.350 / 14.250) ilk destek noktalarıdır. 14.250 altındaki kapanışlarda satıcılı seyrin etkisini sürdürebileceği endekste, 14.090 – 14.000 – 13.900 ve 13.800 seviyeleri destek olarak takip edilebilir.

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

Güncel Analizler

Güncel Analizler

Youtube'da Gedik Yatırım

@GedikYatirim

Yeni Haftanın Hisseleri & Beklentileri | 15 Mayıs Pazartesi

İstediğiniz Analiz ve Raporlar E-Posta Kutunuza Gelsin!

Piyasadan haberdar olmak için analiz ve raporlarımıza ücretsiz abone olun.

Sadece ilgilendiğiniz yatırım ürününe dair analiz ve raporları almayı tercih edin. Hem mail kalabalığından kurtulun hem de karbon ayak izinizi azaltarak çevreyi koruyun.

İlginizi Çekebilecek Yazılar