Küresel piyasalarda son dönemde jeopolitik risk başlıklarının yeniden fiyatlamaların merkezine yerleştiği bir süreç takip ediliyor. Özellikle ABD–İran hattında art arda gelen açıklamalar, askeri hareketlilik ve diplomatik temaslar, risk iştahının seyrinde belirleyici olmaya devam ediyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda başlattığı askeri tatbikat ve buna eş zamanlı olarak ABD’nin Orta Doğu’daki üslerine savaş ve tanker uçakları sevk ettiğine yönelik haber akışı, bölgesel tansiyonu artırdı. ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik “müzakerelerde daha makul olun” çağrısı ve aynı dönemde Beyaz Saray’dan gelen “müdahale için birden fazla gerekçe var” açıklamaları, askeri opsiyonun tamamen masadan kalkmadığına işaret etti. Senato cephesinden gelen “karar haftalar içinde verilebilir” yönündeki mesajlar da belirsizliği artıran unsurlar arasında yer aldı. ABD'nin, 2003'teki Irak işgali sonrası Orta Doğu bölgesine bugüne kadarki en büyük hava gücünü taşıdığı ve İran'a karşı olası bir saldırıya hazırlık yaptığı haberleri de dikkat çekti.
Bununla birlikte, diplomatik kanalların tamamen kapanmadığı da izleniyor. İran ile ABD arasında Cenevre'de gerçekleştirilen ikinci tur nükleer müzakerelerde tarafların bazı konularda mutabakat sağladığı ve görüşmelere ilerleyen günlerde devam etme konusunda anlaştığı bildirildi. ABD–İran görüşmelerine ilişkin bazı konularda uzlaşma sağlandığı yönündeki haber akışı, tansiyonun kontrollü biçimde yönetilmeye çalışıldığına işaret ediyor. Ancak aynı dönemde İran’a yönelik yeni yaptırım kararlarının devreye alınması ve askeri hazırlıkların devam ediyor olması sürecin kırılgan doğasını koruduğunu gösteriyor. Bu tablo, özellikle enerji piyasaları açısından kritik önem taşıyor. Hürmüz Boğazı küresel petrol arzının önemli bir bölümünün geçtiği stratejik bir hat konumunda. Bu nedenle bölgedeki askeri hareketlilik, petrol fiyatlarında sert yükselişlerin ardından denge arayışına girilmesine neden oldu. Güvenli liman talebinin artmasıyla birlikte altın fiyatlarında da dalgalı bir seyir izlendi. Önce sert geri çekilmeler, ardından tepki alımları görüldü. Bu fiyatlama davranışı, yatırımcıların jeopolitik başlıklara karşı hassasiyetinin yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Özetle, ABD–İran hattındaki gelişmeler kısa vadede küresel risk primi üzerinde belirleyici olmaya devam edecek görünüyor. Diplomasi ile askeri söylemin aynı anda var olduğu bu süreçte, haber akışına duyarlı ve volatilitenin yüksek seyrettiği bir süreçte temkinli bir duruşun korunması gerektiğini düşünüyoruz.
ABD tarafında açıklanan son makro veriler, ekonomide sert bir bozulmaya işaret etmese de momentumun daha dengeli bir zemine oturduğunu gösteriyor. Konut başlangıçlarının ve sanayi üretiminin beklentilerin üzerinde artış kaydetmesi, ekonomik aktivitenin tamamen zayıflamadığına işaret ederken; tüketim ve fiyat dinamikleri Fed’in temkinli duruşunu destekliyor. Önceki hafta açıklanan tarım dışı istihdam ocak ayında piyasadaki 65 bin olan beklentinin oldukça üzerinde 130 bin kişi artış kaydetmişti. Ortalama saatlik kazançlardaki artış ise ücret enflasyonunun Fed açısından izlenmeye devam eden bir risk unsuru olduğunu ortaya koymuştu. Diğer yandan ABD'de son açıklanan tarım dışı istihdam verisinin beklentilerin üzerinde gelmesi, iş gücüne dair endişeleri bir miktar azaltmasına karşın, verinin alt kalemlerinden alınan sinyaller buradaki risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösterdi. İş gücüne katılım oranı ve sektör bazlı dağılım, dengelenme sürecinin devam ettiğine işaret ediyor.
Geçen hafta yayınlanan Fed toplantı tutanaklarında Fed yetkilileri, enflasyona yönelik endişelerin yeniden canlandığının sinyalini verdi. Birkaç politika yapıcı, enflasyonun belirlenen hedefin üzerinde seyretmeye devam etmesi durumunda Fed'in faiz oranlarını artırması gerekebileceğini öne sürdü. Ayrıca bazı katılımcılar enflasyonun hedefin üzerinde kalması durumunda faiz oranı hedef aralığında yukarı yönlü revizyonun uygun olabileceğini ve komitenin gelecekteki faiz kararlarına ilişkin "iki taraflı" bir tanımlamayı destekleyeceklerini belirtti. Bazı üyelerin faiz artışı ihtimalini tamamen dışlamaması dikkat çekti. Tutanaklar, bazı politika yapıcıların yüksek enflasyon ortamında para politikasının daha fazla gevşetilmesine mesafeli yaklaştığını gösterdi.
Fed tutanaklarında temkinli bir duruş öne çıkarken, Chicago Fed Başkanı Goolsbee’nin enflasyondaki düşüşün sürmesi halinde birkaç faiz indiriminin mümkün olabileceğine yönelik açıklamaları, Fed içinde tam bir görüş birliği olmadığını gösteriyor. Bu çerçevede piyasa fiyatlamalarında 2026 yılı için iki faiz indirimi beklentisi korunmakla birlikte, indirimlerin zamanlamasına ilişkin beklentilerin haziran ayında yoğunlaşmaya devam ettiği görülüyor. Genel tablo, Fed’in veri odaklı ve temkinli duruşunu sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Güçlü gelen bazı büyüme verileri faiz indirim sürecini öteleyebilecekken, enflasyonda kalıcı bir düşüş sinyali alınması halinde sınırlı indirim alanı oluşabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde açıklanacak enflasyon ve istihdam verileri, Fed patikasına ilişkin beklentilerin şekillenmesinde belirleyici olmaya devam edecektir.
Küresel para politikası cephesinde Fed dışındaki büyük merkez bankalarının adımları da piyasalar tarafından dikkatle takip ediliyor. 2025 yılının ilk yarısında toplamda 100 baz puan faiz indirimi gerçekleştiren Avrupa Merkez Bankası (ECB), Temmuz 2025’ten bu yana politika faizini sabit tutuyor. 5 Şubat’ta gerçekleşen son toplantıda da faiz oranlarında değişikliğe gidilmezken, ECB’nin enflasyon gelişmelerine bağlı olarak daha yavaş ve ölçülü bir patika izleyeceği mesajı öne çıktı. Piyasalar, ECB’nin mevcut para politikası ayarlarını iyi bir nokta olarak tanımlaması nedeniyle önümüzdeki süreçte faiz oranlarında büyük bir değişiklik öngörmüyor.
İngiltere Merkez Bankası (BoE) Aralık ayında 25 baz puanlık indirimle 2025’i toplam 100 baz puanlık gevşeme ile tamamlamıştı. Son toplantıda politika faizi %3,75 seviyesinde sabit bırakılırken, enflasyondaki düşüşün sürdüğü ancak belirsizliğin devam ettiği vurgulandı. Piyasa fiyatlamaları 2026 yılında BoE’den bir veya iki ek indirim gelebileceğine işaret ediyor. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, ülkede enflasyonun hedeflenen yüzde 2 seviyesine beklenenden yaklaşık bir yıl önce ulaşmasını öngördüklerini belirterek, politika faizinde bu yıl daha fazla indirime gidileceği beklentisini korudu.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) ise farklı bir patika izliyor. Aralık ayında politika faizini %0,50’den %0,75’e yükselten BoJ, normalleşme sürecini sürdürürken son toplantıda faizleri sabit tuttu. Ücret artışlarıyla desteklenen enflasyon görünümü ve sıkı işgücü piyasası, BoJ’un kademeli sıkılaşma yaklaşımını destekliyor. 2026 yılında da yavaş tempolu faiz artırımlarının gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Son yapılan anketlere göre ekonomistlerin tamamı, Japonya Merkez Bankası’nın mart toplantısında politika faizinde değişikliğe gitmeyeceğini öngörüyor. Yılın ikinci çeyreğine yönelik beklentiler daha güçlü faiz artışı ihtimaline işaret ediyor.
Küresel cephede artan jeopolitik tansiyonun etkisiyle BIST100 Endeksi’nde hafta içerisinde dalgalı bir seyir izlendi. Endeks haftayı %1,74 oranında bir düşüşle 13.934 puandan tamamlarken, özellikle perşembe günü ABD–İran hattında artan risk söylemleri ve askeri hareketlilik haber akışı satış baskısının derinleşmesine neden oldu. Jeopolitik risklerin öne çıktığı dönemlerde Borsa İstanbul’da özellikle bankacılık ve ulaştırma gibi risk algısına daha duyarlı sektörlerde satışların hız kazandığı görülüyor. Bu hafta da benzer bir fiyatlama davranışı izlenirken, endekste kısa vadeli teknik seviyelerin önemi arttı.
Teknik açıdan bakıldığında 14.000 seviyesi psikolojik ve teknik açıdan kritik bir önem taşımakta olup, bu seviye altında fiyatlamanın devamı düzeltme eğiliminin etkisini sürdürmesine neden olabilir. Bu durumda 13.850 – 13.785 aralığı ilk destek bölgesi olarak izlenirken, bu bölge altında 13.700 - 13.650 – 13.500 ve 13.390 seviyelerine doğru geri çekilmeler gündeme gelebilir. Kasım ayının ikinci yarısından itibaren gözlenen yükselişlere çekilen fibonacci düzeltme seviyelerinin %23,6’lık kısmına denk gelen 13.390 seviyesi kırılacak ve altında kapanışlar yaşanacak olursa satış baskısı derinleşebilir.
Endekste tepki alımlarında 5 ve 7 günlük üssel ortalamaların da geçtiği 14.000 – 14.050 aralığı ilk güçlü direnç bölgesi olarak izlenecektir. 2026 başından itibaren kısa vadeli ortalamalarını güçlü bir destek edinen endekste, 5 ve 7 günlük ortalamalar üzerinde yeniden tutunmanın teyidinin alınması toparlanma çabasının devamlılığı açısından önem taşımaktadır. Kısa vadeli ortalamaların yeniden destek edinilmesi durumunda 14.150 – 14.230 – 14.340 – 14.400 ve tarihi zirvenin bulunduğu 14.533 seviyesi direnç konumunda bulunmaktadır. Zirvenin aşılması ve 14.500 üzerinde kalıcılığın sağlanması yükselişlerin yeniden ivme kazanmasına katkı sağlayabilir. Ancak ABD – İran cephesindeki gelişmeler ve jeopolitik risk algısı, endekste volatilitenin yüksek seyretmesine neden olabilecek ve fiyatlamaların yönünü şekillendirebilecektir.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.