Geçen haftaki yazımızda ABD ile İran arasında yeniden yükselen gerilimin küresel piyasalarda jeopolitik risk algısını artırdığını ve enerji fiyatları üzerinden enflasyon ile para politikası beklentilerini yeniden şekillendirmeye başladığını belirtmiştik. Aradan geçen süreçte yaşanan gelişmeler, bu temanın küresel piyasalardaki belirleyici rolünü daha da güçlendirdi. Geçen hafta boyunca ABD'nin İran'a yönelik hava saldırılarını sürdürmesi ve yeni saldırı dalgaları düzenlediğini açıklaması bölgedeki tansiyonu yüksek tutarken, ABD Başkanı Donald Trump her ne kadar İran ile anlaşmanın halen mümkün olduğuna yönelik açıklamalarda bulunsa da sahadaki askeri hareketlilik diyalog kanallarının henüz kalıcı bir çözüme dönüşmediğini ortaya koydu. Buna karşılık İran yönetimi de ABD'nin bölgedeki askeri varlığına yönelik misillemelerini sürdürürken, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Umman'daki ABD üslerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini duyurdu.
Hafta sonu İran'ın mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini askıya aldığını açıklaması ve dini lider Ali Hamaney'in anlaşmanın mevcut şartlar altında sürdürülemeyeceğine yönelik mesajları diplomatik çözüm umutlarını zayıflatırken, Trump yönetiminin bu açıklamalara sert tepki göstermesi ve ABD'nin bölgedeki saldırılarını sürdürmesi jeopolitik tansiyonu daha da artırdı. Ayrıca ABD'nin Ürdün'ün ardından Irak'ta da asker kaybettiğini açıklaması ve buna karşılık yeni misilleme operasyonları düzenlemesi, çatışmaların bölgesel ölçekte yayılabileceğine yönelik endişeleri güçlendirdi. Gerilimin odağında yer alan Hürmüz Boğazı ise enerji piyasalarının en yakından takip ettiği başlık olmayı sürdürüyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapattığını açıklamasına karşın ABD tarafı uluslararası geçişlerin kendi kontrolündeki güzergâhlardan sürdüğünü ifade etse de fiili verilere bakıldığında boğazdan geçen gemi trafiğinin son beş haftanın en düşük seviyesine gerilediği görülüyor. Ticaret akışındaki bu yavaşlama enerji arzına ilişkin endişeleri canlı tutarken, petrol piyasasında yukarı yönlü fiyat risklerinin de korunmasına neden oluyor.
Hatırlanacak olursa haziran ayında taraflar arasında sağlanan mutabakat sonrasında enerji arzına ilişkin endişelerin azalmasıyla birlikte Brent petrol fiyatı 95 dolar seviyelerinden yaklaşık 70 dolar bandına kadar geri çekilmişti. Ancak son iki haftada çatışmaların yeniden şiddetlenmesi ve Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin artmasıyla birlikte petrol fiyatlarında yeniden güçlü yükselişler izlendi. Haftaya 78 dolar seviyelerinden başlayan Brent petrol kısa sürede 85-86 dolar bandına kadar yükselirken, haftanın devamında 83-85 dolar aralığında dalgalı bir seyir izledi. Enerji fiyatlarında gözlenen yükseliş, küresel enflasyon görünümüne ilişkin endişeleri de tekrar artırdı. Haziran ayındaki mutabakat sonrasında enflasyon baskılarının kademeli olarak hafifleyebileceğine yönelik beklentiler güç kazanmış olsa da son gelişmeler bu iyimserliğin önemli ölçüde zayıflamasına neden oldu. Özellikle petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi, enerji ithalatçısı ülkeler açısından maliyet baskılarını artırırken, küresel merkez bankalarının para politikalarına ilişkin beklentiler üzerinde de yeniden yukarı yönlü risk oluşturuyor. Önümüzdeki süreçte ABD-İran hattından gelecek haber akışı, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler, enerji arzına yönelik riskler ve petrol fiyatlarının seyri küresel piyasaların yönü açısından belirleyici olmaya devam edecektir.
Fed tarafındaki görünüme benzer şekilde diğer büyük merkez bankalarının da temkinli duruşlarını korudukları görülüyor. Yeni haftada 23 Temmuz Perşembe günü gerçekleştirilecek Avrupa Merkez Bankası toplantısında politika faizinde herhangi bir değişiklik beklenmezken, haziran ayında gerçekleştirilen faiz artışının ardından ECB’nin enflasyon görünümüne ilişkin ihtiyatlı mesajlarını sürdürmesi bekleniyor. Son dönemde IMF'nin Avrupa ekonomisine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde de savaşın ve artan enerji maliyetlerinin Euro Bölgesi'nin büyüme görünümünü zayıflattığına dikkat çekiliyor. Buna karşın Avrupa'nın enerji ithalatına olan yüksek bağımlılığı nedeniyle petrol ve doğal gaz fiyatlarında yeniden hız kazanan yükselişler, ECB'nin erken bir politika değişikliğine gitmesini zorlaştırıyor. Küresel çapta jeopolitik risklerin yüksek seyrini koruduğu ve enerji fiyatlarının yeniden yükselişe geçtiği mevcut ortamda büyük merkez bankalarının enflasyon riskini önceliklendirmeye devam edeceğini değerlendiriyoruz.
Yurt içinde gelecek haftanın en önemli gündem maddeleri 23 Temmuz'da gerçekleştirilecek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı ile 24 Temmuz Cuma akşamı piyasa kapanışı sonrasında açıklanması beklenen Moody's değerlendirmesi olacak. Haziran ayında açıklanan enflasyon verisinin aylık bazda %0,99'luk artışla genel olarak beklentilere paralel gerçekleşmesi ve petrol fiyatlarının mutabakat sonrasında sert şekilde gerilemesiyle birlikte, piyasalarda fonlama maliyetinin yeniden haftalık repo ihale faizine yaklaştırılabileceğine yönelik beklentiler oluşmuştu. Biz de normal şartlar altında temmuz enflasyonunun da %1,5’in altında gelmesi halinde ağustos ayında fonlama maliyetinin haftalık repo ihalelerinin tekrar başlamasıyla kademeli olarak %37’e gerileyebileceğini değerlendiriyorduk. Ancak son dönemde jeopolitik risklerin yeniden yükselmesi ve petrol fiyatlarının tekrar 85 dolar bandına çıkması, fonlama tarafındaki normalleşme beklentilerini öteleyen gelişmeler oldu. Petrol fiyatlarındaki yükselişin temmuz ayı enflasyonunu %1,5’in üzerine taşıyabileceğini düşünüyoruz. Buna bağlı olarak ağustos ayında fonlama tarafında beklediğimiz olası normalleşmenin önümüzdeki aylara ötelenebileceğini değerlendiriyoruz. Bu normalleşme açısından jeopolitik risklerde bir yumuşama ve petrol fiyatlarında yeniden aşağı yönlü bir eğilim görülmesi kritik önem taşıyor. Tüm bu şartlar altında TCMB’nin 23 Temmuz’daki toplantısında temkinli duruşunu korumaya devam edeceğini değerlendiriyoruz. Jeopolitik risklerin azalması ve petrol fiyatlarının yeniden gerilemesi halinde yılın son çeyreğinde para politikasında normalleşme alanı oluşabilir. Risklerin kalıcı olarak yatışması ve dezenflasyon sürecinin baz etkisinin de katkısıyla güç kazanması durumunda ise 2027 yılının ilk yarısında faiz indirimleri açısından daha geniş bir hareket alanı oluşabileceğini değerlendiriyoruz. Diğer taraftan ithal ürünlere yönelik ek gümrük vergisi düzenlemesinin de önümüzdeki süreçte enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturabileceğini ve bu etkinin zamana yayılarak hissedilebileceğini değerlendiriyoruz.
Jeopolitik riskler ve petroldeki yükselişe bağlı olarak haftaya satıcılı bir başlangıç yapan Borsa İstanbul’da hafta içerisinde sektörel ayrışmalarla birlikte genel olarak zayıf bir görünüm etkili oldu. BIST100 Endeksi haftayı %2,38 oranında bir düşüşle 13.981 puandan tamamladı. Psikolojik öneme sahip 14.000 puan altında bir kapanış yapan BIST100 Endeksi’nde kısa vadede 13.940 – 13.900 aralığı ilk destek bölgesi olup, 13.900 desteği altına sarkmalarda fibo trend dönüş çizgisinin ve aynı zamanda 100 günlük üssel ortalamanın geçtiği 13.820 bölgesi önem kazanacaktır. 13.800 altındaki günlük kapanışlarda teknik görünümdeki zayıflamanın ve satış baskısının artış kaydettiği görülebilir. Bu durumda 13.715 – 13.600 – 13.565 ve 13.500 seviyelerine doğru geri çekilmeler gündeme gelebilir. Endekste toparlanma çabasının gözlenmesi halinde ise 14.080 ve 14.150 seviyeleri kısa vadeli direnç noktalarıdır. 50 günlük üssel ortalama ile fibo %38,2’lik kısma denk gelen 14.150 bölgesi üzerinde 14.250 seviyesi direnç olarak önem kazanacaktır. 22 günlük ortalama (14.250) üzeri kapanışlarda toparlanma çabasının güç kazanabileceği endekste, 14.380 – 14.500 ve 14.600 seviyeleri direnç konumunda bulunmaktadır. Jeopolitik gelişmeler ve petrol fiyatlarının seyri endeksin yönü üzerinde belirleyici olmayı sürdürecektir. 20 Temmuz itibarıyla başlayacak olan 2026 yılı ikinci çeyrek finansal sonuç dönemi de önümüzdeki süreçte yakından takip edilecektir. Temmuz sonundan ağustos ayı boyunca devam edecek bilanço sezonunda finansal performansa bağlı olarak hisse ve sektör bazlı ayrışmaların öne çıkabileceğini değerlendiriyoruz.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.