Küresel piyasalarda son dönemde öne çıkan başlıklardan biri, ABD ile Avrupa arasında Grönland ekseninde artan jeopolitik ve ticari gerilim olmaya devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Grönland planına destek vermeyen ülkelere yönelik gümrük tarifelerini gündeme getirmesi, transatlantik ilişkilerde belirsizliği artıran bir unsur olarak takip ediliyor. Trump cumartesi günkü açıklamasında, ABD Başkanı Donald Trump, Grönland'ı satın alma girişiminde Danimarka'nın yanında saf tutan Avrupa ülkelerine yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu. Bu yaklaşım, ticaret politikalarının jeopolitik hedeflerle daha iç içe geçtiği bir döneme işaret ederken, Avrupa cephesinde de sert tepkilere neden oldu. Avrupa Parlamentosu ve bazı AB üyesi ülkelerden gelen açıklamalarda, bu adımların müttefiklik ilişkileriyle bağdaşmadığı vurgulandı. Bu kapsamda Avrupa Birliği’nin, ABD’ye yönelik misilleme tarifelerini değerlendirdiği ve yaklaşık 93 milyar Euro büyüklüğünde bir karşılık paketinin gündemde olduğu haberleri dikkat çekiyor. Karşılıklı adımların hayata geçirilmesi durumunda, küresel ticaret akışları ve risk algısı üzerinde baskı oluşabileceği değerlendiriliyor. Özetle, Grönland kaynaklı bu gerilim ve sürecin uzaması halinde orta vadeli risk primleri artış kaydedebilir. Önümüzdeki dönemde ABD ile Avrupa arasındaki diplomatik temasların seyri, tarifelerin fiili uygulamaya dönüşüp dönüşmeyeceği ve Grönland başlığının güvenlik boyutunun derinliği, piyasalarda bu konuya ilişkin algının yönünü belirleyecektir.
Hafta içerisinde açıklanan ABD enflasyon verileri, piyasa beklentileriyle büyük ölçüde uyumlu bir görünüm ortaya koydu. Salı günü açıklanan TÜFE aylık bazda %0,3 oranında bir artış kaydetti ve yıllık TÜFE %2,7 olarak kaydedildi. Çekirdek enflasyon aylık yüzde 0,2 artarak yüzde 0,3 olan beklentinin altında kaldı. Yıllık bazda da yüzde 2,6 olarak yüzde 2,7'lik tahminlerin altında kaldı. Tüketici enflasyonu aylık bazda beklentilere paralel seyrederken, yıllık enflasyon tarafında enflasyon görünümünde belirgin bir olumsuzlaşma sinyali oluşmadı. Bu tablo, Fed’in para politikasında kısa vadede bir yön değişikliğine gitmesini gerektirecek bir zemin de yaratmadı. Üretici fiyatları tarafında ise enerji maliyetlerindeki artışın etkisiyle aylık artış izlendi. Bu nedenle Fed açısından enflasyon cephesinde kontrol kaybı algısı oluşmasa da ihtiyatlı yaklaşımın korunmasını gerektiren bir görünüm söz konusu. Veri akışının ardından Fed yetkililerinden gelen açıklamalarda da daha ihtiyatlı bir tonun öne çıktığı görüldü. Fed üyelerinin faiz indirimlerine ara verilebileceğine veya indirim sürecinin beklentilerden daha sınırlı kalabileceğine yönelik mesajları, faiz indirimlerinin 2026 yılının ikinci yarısında gelebileceği algısını kuvvetlendirdi. Önceki hafta açıklanan tarım dışı istihdam verisinde de Fed’in faiz indirimlerinde agresif bir tavır sergilemesine gerek olmadığı düşüncesinin güçlendiği de dikkate alındığında, geçen hafta bazı büyük ABD’li yatırım bankaları Fed’e yönelik faiz indirim tahminlerinde ötelemeye veya azaltıma gitti. Piyasalardaki beklentiler 2026 yılı için iki indirim öngörmeye devam etse de ilk faiz indirim beklentisinin nisan ayından haziran ayına kaydığı ve yılın ikinci yarısında faiz indirim adımlarının görülebileceği tahminleri öne çıkıyor. ABD enflasyon verileri ve Fed üyelerinin açıklamaları küresel risk iştahını belirgin şekilde bozacak bir tablo ortaya koymadı. Ancak faiz indirim sürecine ilişkin beklentilerin daha dengeli ve temkinli bir zemine oturduğu görülüyor. Buna ek olarak, Fed’in bağımsızlığına ilişkin tartışmaların yeniden gündeme gelmesi de piyasa gündeminde öne çıkan başlıklardan biri oldu. ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, ABD Adalet Bakanlığının Fed binalarının yenilenmesiyle ilgili olarak kendisine yönelik bir ceza davası tehdidinde bulunduğunu duyurdu. Powell’a yönelik cezai yaptırım tehditleri ve Fed’in karar alma süreçlerine dair tartışmalar, kısa vadede doğrudan fiyatlamaları bozmasa da orta vadeli risk algısı üzerinde etkili olabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Trump’ın Fed’e yönelik adalet bakanlığı tebligatlarıyla ilgisi olduğunu reddetmesi ve Beyaz Saray cephesinden gelen açıklamalar tansiyonu bir miktar yumuşatsa da Fed’in bağımsızlığına ilişkin endişelerin tamamen ortadan kalktığını söylemek zor. Kısa vadede fiyatlamalar üzerinde belirgin bir etki görülmese de merkez bankası bağımsızlığına yönelik endişelerin orta vadeli risk algısı açısından gündemde kalmaya devam edeceğini değerlendiriyoruz.
Küresel piyasalarda son dönemde öne çıkan bir diğer başlık, İran merkezli gelişmeler ve buna bağlı olarak artan jeopolitik risk algısı oldu. İran’da ekonomik sorunlar ve artan hayat pahalılığıyla başlayan protestoların ülke genelinde yayılması, siyasi tansiyonun yükselmesine neden olurken, gelişmeler yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de yakından takip ediliyor. Protestoların bastırılmasına yönelik güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri ve artan tansiyon, uluslararası kamuoyunda İran’a yönelik eleştirilerin sertleşmesine yol açtı. ABD cephesinden gelen açıklamalar, sürecin diplomatik boyutunun yanı sıra askeri ve ekonomik yaptırım seçeneklerinin de masada tutulduğunu gösteriyor. Trump yönetimi, İran’daki protestoları yakından izlediklerini ve diplomatik yolların öncelikli olduğunu vurgulamakla birlikte, askeri seçeneğin de tamamen dışlanmadığı yönünde mesajlar vermeye devam ediyor. Bu yaklaşım, piyasalarda belirsizliğin ana kaynağını oluştururken, özellikle Orta Doğu kaynaklı risk primlerinin yeniden gündeme gelmesine neden oluyor. Öte yandan ABD’nin, İran ile ticaret yapan ülkelere yönelik ek gümrük vergileri ve yaptırım tehditleri, sürecin yalnızca İran ile sınırlı kalmayabileceğine işaret ediyor. Bu tür adımların hayata geçirilmesi durumunda, küresel ticaret akışları ve enerji piyasaları üzerinde ikincil etkiler oluşabileceği değerlendiriliyor. Son günlerde Trump’ın İran’a yönelik olası bir askeri operasyonu “şimdilik askıya aldığına” dair haberler, tansiyonu kısa vadede bir miktar düşürse de belirsizliğin ve risklerin devam ettiği görülüyor. Özetle, İran’daki gelişmeler küresel piyasalar açısından potansiyel risk unsuru olmaya devam ediyor. Önümüzdeki süreçte diplomatik temasların seyri, yaptırım söylemlerinin fiili adımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ve bölgedeki güvenlik dinamikleri, jeopolitik risk algısının yönü üzerinde belirleyici olacaktır. Bu nedenle piyasalarda, İran başlığına ilişkin haber akışının yakından izlenmesi önem taşımaktadır.
Yurt içinde yeni haftada 22 Ocak Perşembe günü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararı yakından izlenecektir. Son dönemde açıklanan enflasyon verileri ve TCMB’nin iletişimi dikkate alındığında, faiz indirim sürecinin temkinli ve ölçülü adımlarla devam edeceği yönündeki beklentimizi koruyoruz. Bu bağlamda piyasa beklentileri ve bizim tahminimiz, TCMB’nin 2026 yılının ilk toplantısında politika faizini 150 baz puanlık bir indirimle %38,0 seviyesinden %36,5 seviyesine çekmesi yönünde şekilleniyor. Geçmiş dönemde enflasyon verilerindeki sapmalar ve özellikle eylül/ekim döneminde yüksek gelen enflasyon verileri TCMB’nin faiz indirim hızını yavaşlatmasına neden olmuştu. Kasım ve aralık verilerinde ise ana eğilim tarafında görece daha olumlu bir tablo ve aylık gerçekleşmelerdeki iyileşme TCMB’nin ocak toplantısına dair faiz indirim beklentilerinin korunmasına katkı sağlıyor. Kasım ayındaki Enflasyon Raporu’nda 2026 yıl sonu enflasyon hedefinin %16 seviyesinde korunmuş olması, para politikasında temkinli duruşun süreceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde dezenflasyon sürecinin seyri, iç talep koşulları ve beklentilerdeki iyileşmenin kalıcılığı, TCMB’nin faiz indirim adımlarının büyüklüğü ve hızını belirlemeye devam edecektir. Ek olarak asgari ücret artışı ve yeni yıldaki vergi kalemlerindeki düzenlemelerin ardından TCMB, ocak–şubat dönemi enflasyon verilerini görmek isteyecektir. Bu veriler öncesinde TCMB’nin temkinli duruşunu sürdürmesi ve 150 baz puanlık bir indirimle devam etmesi daha güçlü bir senaryo olarak karşımıza çıkıyor.
2026 yılında pozitif bir seyrin öne çıktığı ve zirvelerin yenilendiği BIST100 Endeksi’nde geçen hafta da yükseliş eğilimi ve zirve yenilemeleri etkisini sürdürdü. Cuma günü güç kazanan alımlarla BIST100 Endeksi haftayı %3,83 oranında bir yükselişle 12.669 puan tarihi zirve seviyesinden kapattı. Teknik açıdan bakıldığında, 12.500–12.565 bölgesi üzerinde kalıcılık korunduğu sürece olası düşüşlerin sınırlı düzeltmeler olarak yorumlanabileceğini ve yükseliş eğiliminin etkisini sürdürebileceğini düşünüyoruz. 12.500–12.565 bölgesi üzerinde kalıcılığın korunması ve yükselişlerin devamında 12.750–12.800 aralığı ilk direnç bölgesi olarak izlenebilir. 12.800 üzerine yerleşmelerde 11.252–8.566 aralığının %161,8 fibonacci hedef seviyesi 12.911 ile devamında psikolojik öneme sahip 13.000 seviyesine doğru yükselişler yaşanabilir. 13.000 üzeri hacim destekli kapanışlarda yükselişler yeni bir ivme ve güç kazanabilir. Olası kâr satışlarında 12.565–12.500 bölgesini destek olarak izleyeceğiz. 12.500 altındaki kapanışlarda düzeltme eğiliminin devam edebileceği endekste, 12.430–12.300–12.200 ve 12.000 seviyeleri destek olarak takip edilebilecektir.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.