Mart ayı jeopolitik gelişmelerin gölgesinde geride kalırken, Ortadoğu kaynaklı gelişmeler fiyatlamaları şekillendirmeye devam ediyor. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ile devamında İran’ın bölgedeki ABD üslerine ve İsrail’e yönelik misillemeleri jeopolitik riskleri önemli ölçüde artırdı. 28 Şubat’tan bu yana karşılıklı saldırılar devam ederken, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve tanker trafiğinin durma noktasına gelmesi petrol fiyatları başta olmak üzere enerji maliyetlerinde sert yükselişlere neden oldu. Mart ayında artan enerji maliyetleriyle birlikte gündeme gelen sıkı para politikası beklentileri küresel tahvil piyasalarında satış baskısını beraberinde getirirken, tahvil faizlerinde yukarı yönlü hareketler takip edildi. Gelişmekte olan ülke tahvillerinde yön değişimi ve carry trade tarafında tarihi çıkışlar öne çıkarken, bu süreçte hisse senetlerinde zayıf ve dalgalı bir görünüm izlendi. Tahvil faizlerindeki yükselişler ve faiz indirim beklentilerindeki zayıflamayla altın ve gümüş gibi değerli emtialar da mart ayında zayıf bir seyir izlendi. Mart ayının son gününde, ABD Başkanı Trump’ın stratejik açıdan kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalsa bile İran’a yönelik askerî harekâtı sonlandırmaya hazır olduklarına ilişkin haber akışı öne çıktı. Bu gelişme, piyasada savaşın sona erebileceğine dair beklentileri canlandırdı. 31 Mart akşamında İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın AB Konseyi Başkanı Costa ile görüşmesinde, saldırıların tekrarlanmaması halinde savaşı bitirmeye hazır olduklarını söylemesi barışın sağlanabileceğine dair iyimserliği artıran bir gelişme olarak öne çıktı. Mart ayının son işlem gününde petrol fiyatlarındaki düşüş hızlanırken, küresel hisse piyasalarında ve emtia cephesinde alımların güç kazandığı görüldü.
Önümüzdeki süreçte bölgedeki gelişmeler ve haber akışları küresel risk iştahı ve fiyatlamalar üzerinde ana belirleyici olmayı sürdürecektir. Bu hususta üç temel senaryo üzerinde durulabilir. Son haber akışlarının desteklediği baz senaryoda gerilimin kontrollü şekilde azalması ve enerji fiyatlarının kademeli olarak dengelenmesi, riskli varlıklarda ve emtia cephesinde toparlanmayı destekleyebilir. Alternatif senaryoda ise bölgesel gerilimin yeniden tırmanması ve arz kesintilerinin derinleşmesi, küresel piyasalarda satış baskısını artırabilir. Daha düşük olasılıklı ancak yüksek etkili risk senaryosunda ise çatışmanın genişlemesi ve kara harekâtı gibi unsurların devreye girmesi durumunda küresel fiyatlamalarda sert bozulmalar görülebilir. Bu çerçevede, kısa vadede piyasa yönü üzerinde jeopolitik tansiyonun seyri, enerji fiyatlarının dengelenme hızı ve enflasyon görünümüne bağlı olarak faiz beklentilerinin evrimi ana belirleyici parametreler olacaktır. Bu üçlü yapı, varlık fiyatlamalarında oynaklığın yönü ve şiddetini de doğrudan belirleyecektir.
Petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan yükseliş, küresel ekonomi üzerinde çok katmanlı bir baskı oluştururken, enerji maliyetleri üzerinden enflasyonist risklerin yeniden belirginleştiği görülüyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışın üretim maliyetleri üzerinden enflasyonist baskıları artırması, aynı zamanda hane halkı harcamalarını sınırlayarak büyüme görünümü üzerinde aşağı yönlü riskleri güçlendiriyor. Bu çerçevede enerji kaynaklı maliyet enflasyonunun, talep kaynaklı enflasyona kıyasla daha kalıcı ve para politikası araçlarıyla kontrol edilmesi daha zor bir yapı sergilediği izleniyor. Enflasyon görünümünde yukarı yönlü risklerin belirginleşmesi, faiz indirim beklentilerinin ötelenmesine neden olurken, büyüme tarafındaki zayıflama ise para politikasında manevra alanını sınırlıyor. Savaş öncesinde piyasalarda Fed’in 2026 yılının ikinci yarısında 25’er baz puanlık iki faiz indirimi gerçekleştireceği beklentisi öne çıkarken, mevcut konjonktürde bu beklentilerin önemli ölçüde ötelenerek yeniden fiyatlandığı görülmektedir. 30 Mart Pazartesi günü açıklamalarda bulunan Fed Başkanı Powell, işgücü piyasasında aşağı yönlü riskler ile enflasyonda yukarı yönlü risklerin arttığını ve bu durumun Fed'in iki görev alanı arasında bir gerilim oluşturduğunu belirtti. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Lagarde ekonomik görünümde derin bir belirsizlik olduğunu vurgularken, gerektiğinde politika değişikliğine gidilebileceğini ifade ediyor. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki etkileri, ECB’nin beklenenden daha uzun süre sıkı kalabileceği ve ilave faiz artışlarının gündeme gelebileceği yönündeki beklentileri artırıyor. İngiltere Merkez Bankası (BoE) tarafında da benzer şekilde daha sıkı bir para politikası beklentisi güç kazanıyor.
Yurt içinde 3 Nisan’da açıklanacak mart ayı enflasyon verisi, artan enerji maliyetlerinin etkilerinin görülmesi açısından kritik önem taşıyor. Piyasadaki medyan beklentiler TÜFE’nin mart ayında %2,35 oranında artış kaydedeceği ve yıllık TÜFE’nin %31,45 olarak gerçekleşeceği yönünde şekilleniyor. Beklenti aralığının aylık bazda %2,00 ile %4,00 arasında değişmesi, veri etrafındaki belirsizliğin yüksek seyrettiğine işaret ediyor. Yıl sonu enflasyon beklentisinin ise %25,80 seviyesine yükselmesi, enflasyon görünümüne yönelik risklerin devam ettiğini ortaya koyuyor. Gedik Yatırım olarak bizim tahminimiz ise aylık %2,50 oranında bir artış olabileceği yönünde şekilleniyor. Özellikle mart ayında enerji ve gıda kalemlerindeki yükselişin öne çıkacağını değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde enerji fiyatlarının seyri, kur gelişmeleri ve küresel risk iştahındaki değişim, yurt içi enflasyon dinamikleri ve para politikası açısından belirleyici olmaya devam edecektir.
Jeopolitik gelişmeler dolayısıyla sert yükseliş kaydeden petrol fiyatları, zayıflayan küresel risk iştahı ve merkez bankalarına dair daha temkinli/sıkı para politikası beklentileri mart ayı içerisinde Borsa İstanbul’da satış ağırlıklı bir fiyatlamanın yaşanmasına neden oldu. BIST100 Endeksi mart ayını %6,76 oranında bir kayıpla 12.791 puandan tamamladı. Endeks kapanışı sonrasında İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın AB Konseyi Başkanı Costa ile görüşmesinde, saldırıların tekrarlanmaması halinde savaşı bitirmeye hazır olduklarını söylemesi bölgede ateşkes beklentileri desteklerken, önümüzdeki süreçte jeopolitik gelişmeler ve haber akışları yakından izlenmeye devam edilecektir. Ateşkesin sağlanması durumunda Borsa İstanbul’da ilk fiyatlamalarda yükselişlerin güç kazandığı görülebilir. Ancak orta vadedeki seyir üzerinde enflasyon görünümü ve TCMB’ye yönelik şekillenecek faiz indirim beklentileri belirleyici olacaktır. BIST100’de yükseliş eğiliminde ilk olarak 50 günlük üssel ortalama (13.016) kısa vadeli direnç noktası olup, bu ortalama üzerinde kalıcılık sağlanabilirse 13.200 – 13.300 – 13.440 ve 13.550 seviyeleri direnç konumunda bulunmaktadır. 13.550 fibo seviyesi üzerindeki kapanışlar, orta vadeli trendin yeniden yukarı dönmesine ve momentumun teyit edilmesine işaret edebilir. Jeopolitik risklerin yeniden artması ve ateşkes sağlanamaması halinde ise yaşanabilecek düşüşlerde 12.700 – 12.600 aralığı kısa vadeli destek bölgesi olup, devamında 100 günlük üssel ortalama (12.535) ve fibonacci trend dönüş çizgisinin geçtiği 12.450 bölgesi önem kazanacaktır. Kritik öneme sahip 12.450 altındaki kapanışlarda satış baskısının derinleştiği görülebilir. Bu durumda 12.200 – 12.000 bölgesine doğru geri çekilmeler gündeme gelebilir.
İnternet sitemizde yapılan bu paylaşımlar, yalnızca bilgilendirme amaçlı olup herhangi bir şekilde yatırımcılara telkinde bulunma, yatırımcıları yönlendirme yahut yatırımcılara kar/zarar vaadi verme şeklinde yorumlanamaz.