Küresel piyasalarda jeopolitik gelişmeler risk iştahının seyrini belirlemeye devam ederken, hafta sonu Orta Doğu’da yaşanan askeri gelişmeler risk temasını yeni ve daha sert bir faza taşıdı. ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik başlatılan operasyon, uzun süredir diplomasi ve karşılıklı açıklamalar üzerinden ilerleyen sürecin fiili çatışma boyutuna evrildiğini gösterdi. Operasyonun ardından İran’dan gelen misilleme saldırıları ve sahadaki askeri hareketlilik, bölgesel tansiyonu belirgin şekilde artırırken, küresel risk priminde yukarı yönlü bir yeniden fiyatlamayı beraberinde getirdi. ABD ile İran arasında müzakere sürecinin sürdüğüne ve tarafların görüşme kanallarını açık tuttuğuna yönelik mesajların geldiği bir dönemde askeri adımın atılması, diplomasi ile güç gösterisinin eş zamanlı yürütüldüğü karmaşık bir tabloya işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump operasyonun “büyük bir adım” olduğunu ifade ederken, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Hamaney'e yönelik suikastı tüm Müslümanlara karşı bir savaş olarak nitelendirerek, İran'ın intikamı "görev ve meşru bir hak" olarak gördüğünü açıkladı. İran’ın üst düzey askeri kadrosunda yaşanan kayıplar ve İran dini lideri Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırısı sonucunda yaşamını yitirmesi, gerilimin boyutunu artıran gelişmeler olarak öne çıkıyor. Buna karşın tarafların yeniden görüşme ihtimalini tamamen dışlamaması, piyasalar açısından çatışmanın süresine ve kapsamına dair belirsizliğin sürdüğünü gösteriyor.
Jeopolitik tansiyonun ekonomik yansımaları ise en hızlı şekilde enerji piyasalarında hissedildi. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğine ilişkin aksama haberleri, bazı tankerlerin rotalarını değiştirdiğine ve bir petrol tankerine yönelik saldırı gerçekleştiğine dair akış, arz güvenliği endişelerini artırdı. Bölgedeki her askeri hareketliliğin petrol fiyatları üzerinde doğrudan etkili olduğu bilinirken, bu kez risk primi daha hızlı ve daha belirgin şekilde yükseldi. Enerji fiyatlarında kalıcı bir yükseliş ihtimali, yalnızca emtia piyasaları açısından değil, küresel enflasyon beklentileri ve merkez bankalarının para politikası patikaları açısından da kritik önem taşıyor. Petrol tarafındaki oynaklığa paralel olarak güvenli liman talebinde de artış gözlendi. Altın fiyatları jeopolitik risk algısındaki yükselişle birlikte yukarı yönlü hareketini hızlandırırken, yatırımcıların riskli varlıklardan daha temkinli bir duruşa geçtiği izleniyor. Gelişmekte olan ülke para birimlerinde ve hisse senedi piyasalarında dalgalanma artarken, risk primlerindeki yükseliş özellikle enerji ithalatçısı ülkeler açısından daha hassas bir tablo ortaya koyuyor.
Genel çerçevede bakıldığında, jeopolitik riskin yeniden küresel fiyatlamaların merkezine yerleştiği bir döneme girilmiş durumda. Enerji arz güvenliğine ilişkin endişeler, misilleme saldırıları ve çatışmanın bölgesel ölçekte yayılma riski, önümüzdeki süreçte volatilitenin yüksek seyretmesine neden olabilir. Bu ortamda yatırımcıların kısa vadeli haber akışına duyarlı fiyat hareketlerine karşı temkinli bir yaklaşım benimsemeleri, portföy dağılımında çeşitlendirmeyi korumaları ve risk yönetimini önceliklendirmeleri önem taşıyor. Jeopolitik gelişmelerin seyrine bağlı olarak küresel risk algısının ve varlık fiyatlamalarının yönü şekillenmeye devam edecektir.
ABD Yüksek Mahkemesinin, Başkan Donald Trump'ın "acil durum" tarifelerini yasaya aykırı bulması kararı, Trump yönetiminin ticaret politikalarına hukuki bir set çekerken, son dönemde IEEPA kapsamında toplanan 175 milyar dolarlık gümrük vergisinin akıbeti ve ABD'nin dış ticaret taahhütleri konusunda büyük bir belirsizlik oluşturdu. Gümrük vergileri yasa dışı kabul edildiğinde, 122 Madde'de izin verilen yüzde 10 oranından daha yüksek tarife uygulamaya devam etmek için yasal bir gerekçe kalmayacağı ifade ediliyor. Bu gelişmenin ardından ABD Başkanı Trump’ın tüm ülkelere %10 oranında genel tarife uygulanmasına yönelik kararnameyi imzalaması, küresel ticaret dengelerine ilişkin endişeleri artırdı. Mahkeme kararının oluşturduğu yeni belirsizlik ve Trump cephesinden alternatif yolların devreye alınabileceğine yönelik açıklamalar, haftanın ilk bölümünde piyasalarda belirsizliğin artmasına neden oldu. AB’nin ABD’den ticaret anlaşmalarına uyulmasını talep etmesi, Çin’in tek taraflı tarifelerin iptal edilmesi çağrısı ve ABD Ticaret Temsilciliği’nden gelen yeni tarifeler yolda mesajı, ticaret cephesinde tansiyonun yüksek kalabileceğine işaret ediyor.
Makro veri tarafında ise gözler yeni haftada açıklanacak tarım dışı istihdam verisine çevrilmiş durumda. Güçlü bir istihdam verisi Fed’in temkinli duruşunu destekleyebilecekken, zayıf bir veri faiz indirimi beklentilerini öne çekebilir. Fed tutanaklarında bazı üyelerin enflasyonun hedefin üzerinde kalması halinde faiz artışı ihtimalini tamamen dışlamadığı görülürken, diğer tarafta sınırlı indirim alanının korunabileceğine yönelik değerlendirmeler Fed içinde net bir konsensüs bulunmadığını gösteriyor.
Yurt içinde haftanın en önemli gündem maddesi 3 Mart Salı günü açıklanacak şubat ayı enflasyon verisi olacak. Piyasadaki genel beklentiler, şubat ayında TÜFE’nin aylık bazda %3,0 artması ve yıllık enflasyonun %31,51 seviyesinde gerçekleşmesi yönünde bulunuyor. Bizim beklentimiz de piyasa tahminiyle paralel seyrediyor. Ocak ayında görülen yüksek aylık artışın ardından (ağırlık değişimlerinin de etkisiyle) şubat verisi, yıllık enflasyon patikasının seyri ve ana eğilim açısından kritik önem taşıyor. Özellikle hizmet enflasyonu ve gıda fiyatlarının görünümü yakından izlenecektir. Ancak ana eğilimde kalıcı bir yavaşlama için mart ve nisan ayı verileri belirleyici olacaktır.
ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik başlatılan operasyon ve İran’dan gelen misilleme saldırıları, küresel risk iştahında sert dalgalanmalara yol açarken, gelişmekte olan ülke varlıklarında satış baskısını öne çıkardı. 2026 yılının başından itibaren güçlü bir yükseliş performansı sergileyen ve kısa vadeli ortalamalarını önemli bir destek olarak kullanan endekste, son iki haftadır artan jeopolitik riskler nedeniyle dalgalı bir görünüm takip edilmekteydi. Hafta sonu yaşanan hadiselere bağlı olarak yeni haftada endekste satış baskısının artış kaydettiği ve volatilitenin önemli yüksek seyrettiği bir fiyatlama beklenebilir. Açılışın ardından endekste, fibonacci düzeltme seviyelerinin %23,6'lık kısmına denk gelen 13.550 bölgesi altındaki fiyatlamalarda 50 günlük üssel ortalama (13.080) ile 13.000 seviyesi ilk destek noktalarıdır. 13.000 puan altına sarkmalarda 12.700 - fibo trend dönüş çizgisinin geçtiği 12.450 - 100 günlük üssel ortalama (12.300) ve 12.000 seviyelerine destek olarak takip edilebilir.
İlk fiyatlamaların ardından 13.000 bölgesi üzerinde yeniden tutunma sağlanabilirse 13.260 - 13.400 - 13.550 ve 22 günlük üssel ortalama (13.735) direnç konumunda bulunacaktır. ABD–İsrail–İran hattındaki gelişmelerin seyri, küresel risk algısı ve enerji fiyatlarının yönü BIST100 Endeksi açısından belirleyici olacaktır. Jeopolitik tansiyonun yüksek seyrettiği bu dönemde endekste volatilitenin yüksek seyredeceği, teknik seviyelerin daha hızlı test edilebileceği ve kısa vadeli fiyat hareketlerinin haber akışına duyarlı şekilde şekillenebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
İnternet sitemizde yapılan bu paylaşımlar, yalnızca bilgilendirme amaçlı olup herhangi bir şekilde yatırımcılara telkinde bulunma, yatırımcıları yönlendirme yahut yatırımcılara kar/zarar vaadi verme şeklinde yorumlanamaz.