Geçtiğimiz haftaki yazımızda ABD ile İran arasında yeniden tırmanan gerilimin küresel piyasalarda risk algısını belirleyen temel unsur haline geldiğini ve enerji fiyatları üzerinden merkez bankalarının para politikası beklentilerini yeniden şekillendirdiğini ifade etmiştik. Aradan geçen bir haftalık süreçte jeopolitik riskler önemini korurken, piyasalarda fiyatlamaların yönü üzerinde Fed toplantısı ve teknoloji hisselerindeki hareketler de etkili oldu.
Haftanın ilk yarısında taraflardan gelen diplomasi mesajları tansiyonun geçici olarak düşmesini sağlarken, Brent petrol fiyatı kısa süre içerisinde 90 doların üzerindeki seviyelerden 80 dolar seviyelerine kadar geriledi. Ancak bu iyimser hava uzun sürmedi.
Haftanın ikinci yarısında gelişmelere bağlı olarak ABD Savunma Bakanlığı tarafından İran'a yönelik yeni saldırıların duyurulması jeopolitik tansiyonu yeniden yükseltti. İran tarafının misilleme açıklamaları ve bölgedeki askeri hareketliliğin devam etmesiyle birlikte enerji arzına ilişkin endişeler yeniden ön plana çıktı. Haftanın ilk bölümünde sert şekilde gerileyen Brent petrol fiyatı yeniden yükselişe geçerek 88 dolar seviyelerini test etti. Bu görünüm, enerji piyasalarında oynaklığın yüksek kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.
Hafta sonuna doğru ise diplomasi umutları yeniden güç kazandı. ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik saldırıları durdurduklarını açıklarken, Hürmüz Boğazı'na ilişkin görüşmelerde de son aşamaya gelindiğine yönelik mesajlar verildi. Buna karşın İran yönetimi Trump'ın "anlaşma" açıklamalarının gerçeği tam olarak yansıtmadığını ifade ederek sürece daha temkinli yaklaştı. Dolayısıyla taraflardan gelen açıklamalar kısa vadede tansiyonun düşebileceğine işaret etse de, kalıcı bir uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağına ilişkin belirsizlikler devam ediyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde ABD-İran ilişkilerinin seyri, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler, Kızıldeniz güvenliği ve petrol fiyatlarının yönü küresel piyasaların en önemli gündem başlıkları olmayı sürdürecektir.
Haftanın en önemli gündem maddelerinden biri ise ABD Merkez Bankası'nın (Fed) temmuz toplantısı oldu. Fed 29 Temmuz Çarşamba günü sona eren toplantısında beklentilere paralel şekilde politika faizini sabit bırakırken, kararın oy birliğiyle alınmaması dikkat çekti. Üç Fed üyesinin faiz artırımı yönünde oy kullanması, enflasyon risklerine ilişkin hassasiyetin sürdüğünü ve gerektiğinde ilave sıkılaşmanın masada kalmaya devam ettiğini gösterdi.
Toplantı sonrasında Fed Başkanı Kevin Warsh'ın açıklamaları ise piyasalarda belirsizliğin artmasına neden oldu. Warsh, önceki dönemde olduğu gibi ileriye dönük net bir yönlendirme yapmaktan özellikle kaçınırken, enflasyon görünümünün bozulması halinde faiz artışının yeniden değerlendirilebileceğini ifade etti. Ayrıca piyasa faizlerinde yaşanan yükselişin finansal koşulları zaten önemli ölçüde sıkılaştırdığına dikkat çekmesi, Fed'in mevcut finansal koşulları para politikasının bir parçası olarak değerlendirdiğini ortaya koydu.
Fed'in son dönemde benimsediği iletişim stratejisi önceki yıllardan önemli ölçüde farklılaşıyor. Geçmişte faiz artırım ya da indirim süreçleri öncesinde piyasaları sözlü yönlendirmelerle hazırlayan Fed, son toplantılarda ise veri odaklı ve önceden taahhüt vermekten kaçınan bir yaklaşım benimsiyor. Bu durum piyasalarda belirsizliği artırırken fiyatlamaların veri akışına karşı daha hassas hale gelmesine neden oluyor.
Fed toplantısı sonrasında uzun vadeli ABD tahvil faizlerinde yükseliş görülürken, sürpriz bir faiz artışı gelmemesi nedeniyle dolar endeksinde ilk etapta geri çekilme yaşandı. Piyasa fiyatlamaları Fed'in yıl sonuna kadar yüksek olasılıkla bir faiz artışı gerçekleştireceğine işaret etmeyi sürdürüyor. Ayrıca 2027 yılı içerisinde ilave bir 25 baz puanlık faiz artışı ihtimali de tamamen fiyatlamaların dışına çıkmış değil.
Dolayısıyla önümüzdeki süreçte Fed'e ilişkin beklentiler açısından en belirleyici unsur enflasyon ve istihdam verileri olmaya devam edecek. Yeni haftada 7 Ağustos Cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam verisi bu açıdan kritik önem taşıyor.
Yurt içi piyasalarda yeni haftanın en önemli gündem maddesi 3 Ağustos Pazartesi günü açıklanacak temmuz ayı enflasyon verisi olacak. Piyasa beklentisi aylık TÜFE artışının %1,90 seviyesinde gerçekleşmesi yönünde şekillenirken, bizim beklentimiz aylık enflasyonun %1,85 olması yönünde bulunuyor. Özellikle akaryakıt fiyatlarında petrol kaynaklı artışlar ile sağlık, ulaştırma ve lokanta-otel gruplarındaki fiyat hareketleri temmuz enflasyonunda belirleyici olacağını değerlendiriyoruz.
Mevcut durumda petrol fiyatlarında da yeniden 80$'ın altında seviyelere dönülmedikçe, TCMB fonlamasının Ağustos ayı içinde haftalık repoya (%37) kaydırılması ihtimalinin önemli oranda zayıfladığını düşünüyoruz. Bu bağlamda, TCMB'nin 13 Ağustos'ta Enflasyon Raporu toplantısında vereceği mesajlar ve enflasyon tahminlerindeki olası güncellemeler yakından takip edilecektir.
Petrol fiyatlarının yeniden kalıcı şekilde 80 doların altına gerilemesi ve jeopolitik risklerin azalması halinde para politikasında daha kademeli bir normalleşme alanı oluşabilir. Bu senaryoda yılın son bölümünde sınırlı da olsa faiz indirimi beklentileri yeniden güç kazanabilir. Buna karşın enerji fiyatlarında yüksek seyrin devam etmesi durumunda TCMB'nin mevcut temkinli duruşunu korumaya devam edeceğini değerlendiriyoruz.
Özetle, küresel piyasalarda Fed toplantısının ardından belirsizlik sona ermiş değil. Jeopolitik risklerin seyri, petrol fiyatları ve açıklanacak makroekonomik veriler hem büyük merkez bankalarının para politikası görünümü hem de TCMB'nin atacağı adımlar açısından belirleyici olmaya devam edecek. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca merkez bankalarının kararları değil, enerji piyasalarındaki gelişmeler de yatırımcıların en yakından takip edeceği başlıklar arasında yer alacaktır.
Haftanın ilk yarısında petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen satıcılı bir seyrin takip edildiği ve hafta boyunca zayıf bir görünümün etkili olduğu görüldü. Son yazılarımızda önemli bir destek olarak öne çıkardığımız fibo trend dönüş çizgisi ile 100 günlük ortalamanın belirlediği 13.820 bölgesinin kırılmasıyla teknik görünümün zayıflama kaydettiği ve satışların hız kazandığı BIST100 Endeksi'nde cuma günü ise tepki alımları gözlendi.
BIST100 Endeksi haftayı %3,48 oranında bir düşüşle 13.458 puandan tamamladı. Endekste satıcılı seyrin etkisini sürdürmesi durumunda 13.400 – 13.365 aralığı kısa vadeli ilk destek bölgesi olup, devamında 13.300 – 13.216 – 13.150 ve 200 günlük üssel ortalama (13.076) destek olarak takip edilecektir. 200 günlük ortalama ile devamında 13.000 bölgesinin kırılması halinde teknik görünümdeki zayıflamanın derinleşebileceği endekste, 12.825 – 12.700 bölgesine doğru geri çekilmeler gündeme gelebilir.
Toparlanma çabasında ise 13.500 – 13.550 aralığı ile devamında 13.650 bölgesi kısa vadeli direnç noktalarıdır. Bu seviyeler üzerindeki kapanışlarda 13.750 ara direnç olmak kaydıyla 13.820 seviyesi önem kazanacaktır. Fibo trend dönüş çizgisi ile 100 günlük ortalamanın belirlediği 13.820 üzerine yeniden yerleşme sağlanabilirse 14.000 – 14.150 bölgesine doğru yükselişler yaşanabilir.
İnternet sitemizde yapılan bu paylaşımlar, yalnızca bilgilendirme amaçlı olup herhangi bir şekilde yatırımcılara telkinde bulunma, yatırımcıları yönlendirme yahut yatırımcılara kar/zarar vaadi verme şeklinde yorumlanamaz.